Puan vermedi·344 syf.····Okunma: 10 Şubat 2026 21:38 Mücella, bağırarak anlatılan bir hikâye değil; susarak insanın içine yürüyen bir roman. Nazan Bekiroğlu burada olaydan çok hâli, sonuçtan çok bekleyişi anlatıyor. Mücella bir karakterden ziyade, toplumun kenarında kalmış nice kadının ortak ruhu gibi duruyor: Sessiz, görünmez ama derin.
Romanın en güçlü yanı şu bence:
Mücella’nın başına “büyük şeyler” gelmiyor; ama insanın içinde büyük şeyler oluyor. Beklemek, kabullenmek, vazgeçmeden yaşamak… Bunlar dramatik değil belki, ama çok gerçek. O yüzden okurken “ne olacak?”tan çok, “ben burada ne hissediyorum?” diye soruyorsun.
Dil meselesine gelince:
Bekiroğlu’nun dili süslü değil ama ince işçilikli. Cümleler gösteriş yapmıyor; sessizce yerleşiyor. Kitap bittiğinde akılda olay değil, bir sükûnet kalıyor. Bu da herkesin kaldırabileceği bir ağırlık değil.
Eleştirecek olursam:
Evet, temposu yavaş. Sabırsız bir okur için zorlayıcı olabilir. Ama bu yavaşlık bir eksik değil, bilinçli bir tercih. Çünkü Mücella’nın hayatı da hızlı değil; akıp giden değil, ağır ağır çöken bir hayat.
Kısacası:
Mücella, “çok şey olsun” isteyenlerin değil;
“Az olsun ama içimde yankılansın” diyenlerin kitabı.