Puan vermedi·148 syf.····Okunma: 10 Şubat 2026 01:52 İnsan bazen “kendimi arıyorum” der ama aslında kaçtığı şey yine kendisi olur. Siddhartha da tam olarak bunu yapıyor. Yeni bir ben bulmak istiyor ama bunun yolu, bildiği hâlinden vazgeçmekten geçiyor.
Brahman anlatılıyor, Budizm var, kutsal olan her şey ortada. Bilgi eksik değil yani. Ama yine de içi rahat etmiyor. Çünkü söylenenle yaşanan aynı şey değil. Kitap boyunca da bu huzursuzluk peşini bırakmıyor zaten. Okurken benim de kafam karışıktı; arada kaldım. Ne beğendim ne de beğenmedim. Ama elimden de bırakamadım. Sanırım ödüllü olması insanlarda okuma merakı uyandırıyor.
Samana oluyor mesela; bedeni susturayım, arzuları yok edeyim diyor. Bir süre insan “belki de yol bu” diye düşünüyor ama sonra anlaşılıyor ki bu da başka bir kaçış. Kendinden kaçmanın sadece şekli değişiyor. Açlık, suskunluk, yoksunluk… Hepsi bir disiplin ama yine de tam değil.
Gotama’yla karşılaşması çok önemli bir yer. Karşısındaki kişi gerçekten olmuş bitmiş biri, Buda. Siddhartha da bunu inkâr etmiyor, hatta büyük bir saygı duyuyor. Ama peşinden gitmiyor. Çünkü başkasının yaşadığı bir aydınlanmanın onun yerine geçmeyeceğini çok net hissediyor. Bence kitabın en net söylediği şey de bu zaten.
Sonra hayata karışıyor; para, zevk, arzu, pişmanlık… Dışarıdan bakınca düşüş gibi duruyor ama ben öyle okumadım. Çünkü insan hayata hiç bulaşmadan tamamlanmıyor. Kirlenmeden, yanılmadan, pişman olmadan olmuyor. Siddhartha’nın yolu da buradan geçiyor.
En sonunda nehir var; orada konuşma bitiyor, dinleme başlıyor. Büyük cevaplar yok, net sonuçlar yok. Siddhartha “buldum” demiyor. Ama aramayla kavga etmeyi bırakıyor sanki.
Kitap bittiğinde sende kalan şey de bu oluyor zaten. Aydınlandım hissi değil; daha çok “ben neyin peşindeyim?” sorusu. Belki de insanın kendini bulması dediğimiz şey, yeni bir şey olmak değil; kendinden kaçmayı bırakmak. Siddhartha’nın hâlâ bu kadar çok kişiye dokunmasının sebebi de bence tam olarak bu.