Puan vermedi·353 syf.····Okunma: 11 Şubat 2026 09:59 Öncelikle şunu söyleyeyim; bu kitap öyle ben neymişim be diyen kibirli otobiyografilere hiç benzemez. Mina Hanım, kendini dinozor ilan ederek zaten en baştan masaya samimiyetini koyuyor.
Mina Urgan, bu kitabı 80 yaşından sonra yazdı. Yani öyle gençlik heyecanıyla değil, hayatın süzgecinden geçmiş, her türlü fırtınayı görmüş ama yine de neşesini kaybetmemiş bir bilgenin dilinden dökülüyor kelimeler.
Kitabı okurken hani o eski mahalle kültürü, gerçek Beyoğlu, şimdilerde mumla aradığımız o nezaket ve entelektüel derinlik burnunuzun direğini sızlatıyor.
Halide Edip’ten tut, Necip Fazıl’a; Abidin Dino’dan Sait Faik’e kadar memleketin en mühim simalarıyla olan anılarını sanki komşu kızı anlatıyormuş gibi, hiç kasmadan anlatıyor.
Mina Hanım’a göre dinozorluk; dürüstlükten ödün vermemek, paraya pula tapmamak ve teknoloji canavarına ruhunu satmamaktır. Yani aslında hepimizin içinde biraz olması gereken o eski toprak duruşu.
Kadıncağız o kadar açık sözlü ki, bazen "Yahu bunu da mı dedin?" diyorsun. Kendi hatalarıyla, sakarlıklarıyla öyle bir dalga geçiyor ki, insanın içini ferahlatıyor.
Zengin olayım, katım olsun, yatım olsun derdi yok. Bir kitap, bir dost, bir kadeh şarap ve güzel bir sohbetin her şeyden kıymetli olduğunu hatırlatıyor.
80 yaşında bile olsa insanın hayata nasıl kafa tutabileceğini, nasıl öğrenebileceğini görüyorsun. Benden geçti artık lafını ağzına tıkıyor insanın.
"İnsan her yaşta her şeyi yapabilir, yeter ki içindeki o meraklı çocuk ölmesin.
Kısa Bir Özetle
Mina Urgan, bu eserde bize bir hayat dersi vermiyor, sadece bir hayat sunuyor. Acısıyla, tatlısıyla, bazen sert eleştirileriyle ama her zaman vicdanlı duruşuyla. Eğer bugünlerde için daralıyorsa, samimiyet arıyorsan, al eline bu kitabı; bir dostla çay içiyormuşsun gibi hissedeceksin.