·114 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Şubat 2026 22:49 𝑬𝒀𝑳𝑬𝑴𝑩𝒊𝑳𝒊𝑴 - 𝑶𝑮̆𝑼𝒁 𝑨𝑻𝑨𝒀
Eylembilim, Atay’ın ölümünden sonra parça parça gün yüzüne çıkan, düşünsel olarak oldukça olgun bir roman taslağıdır. Yazarın edebiyat anlayışının son evresini gösterir.
İlk olarak 1987’de 𝑮𝑼̈𝑵𝑳𝑼̈𝑲 kitabının sonunda 40 sayfası yer almış. 1998’de ise kızı Özge Atay’a gelen isimsiz pakette 74 sayfası daha ortaya çıkmış. Akabinde de bağımsız bir kitap olarak yayımlanmış. Bazı yorumcuların bu roman hakkında arkeolojik kazıyla bulundu ifadesi de bu açıdan çok anlamlı geliyor:)
Kitabın içeriğine gelecek olursak; anladığım kadarıyla kitap Oğuz Atay’ın düşünsel olarak en sert metni. Kitapta bir devlet üniversitesinde yaşananlar üzerinden, her şeyi gören fakat hiçbir şey yapmayan bir profesörün zihni anlatılıyor. İçinde fırtınalar kopan bu aydın profesörümüz Server Gözbudak, eyleme geçemeyen, sadece eylemin bilim-bilmek kısmını kavrayan bir bireydir.
Atay burada “tutunamayan” bireyi bırakıp, tutunan ama eylemeyen aydını-bilgini odağına almış. Roman, düşünce ile eylem arasındaki uçurumu, akademik ikiyüzlülüğü ve aydının korkaklığını çıplak biçimde gösterir nitelikte.
Tamamlanmamış olmasına rağmen ve de son iki romanından biri olması hasebiyle Atay’ın edebî ve düşünsel zirvesi sayılıyormuş.
Bu romanda aynı zamanda Atay’ın özellikle 𝑻𝑼𝑻𝑼𝑵𝑨𝑴𝑨𝒀𝑨𝑵𝑳𝑨𝑹 romanındaki yazım tekniğini de açıkladığını düşünüyorum. Bunun için kitaptan üç alıntı paylaşıyorum. 𝑻𝑼𝑻𝑼𝑵𝑨𝑴𝑨𝒀𝑨𝑵𝑳𝑨𝑹 kitabını okuyacak olanlar veya okuyanlar, kitaba bir de Atay’ın gözüyle bakmayı deneyebilirler:
Bir insan özellikle benim gibi bir insan ne zaman yazmaya başlar? Daha doğrusu, ne zaman onun için, yaşadıkları, hissettikleri, düşündükleri artık ifade etmekten kaçınamayacağı bir yoğunluğa ulaşır? Bilmiyorum, insan kendisi için böyle bir durumda olduğunu söyleyebilir mi? Bilmiyorum. Büyük bir acı, belki bir aşk, belki de çok başka bir sarsıntı sonucu insan kendini önemli bir kararın öncesinde; belirsiz de olsa, yaklaşan bir değişimin huzursuzluğu içinde bulabilir. Korkulu bir bekleyiştir bu: insan bu bilinmeyen sarsıntının yaklaştığını hissedince bir süre ne yapacağını bilemez. Sonra bütün gücüyle, belki de daha önce hiç hayalinden geçirmediği girişimlere atılır - daha doğrusu kendini daha önce düşünmeğe bile cesaret edemeyeceği bir eylemin içinde bulur. (Sayfa 17)
Neyse, amacım olanları, gerçeğe uygun bir biçimde anlatmaktır. Zaten, duyduğuma göre, modern yazarlar öyle yapıyorlarmış, onları okurken okuyucuya çok iş düşüyormuş. Ancak benim bu kadar ince düşünceler içinde olmadığımın ve amacımın, doğru ve tarafsız bir anlatıcı olmaya çalıştığımın bilinmesini isterim. Çünkü, insan bir düşünmeğe başladı mı şeytan onu nerelere götürür, bunu tecrübelerimle çok iyi biliyorum. (Sayfa 56)
“Önce doğru dürüst roman yazmalısınız. Öyle garip sorunları olmayan, karmaşık teknikler içinde anlatılmayan kahramanlar vermelisiniz. Bizim ülkede henüz, Batılı romancıların eserlerinde rasladığınız gibi derinliği olan kahramanlar yok.” Çok esmer, çok çirkin bir genç adam atıldı: "Evet evet, daha bizde insanların kendilerini öldürme yüzdesi çok düşük." Ve bu istatistik bilgisinden, hiç beklemediğim bir sonuç çıkardı: “Bu yüzden bizde henüz roman yazılamaz." Benim bir itirazım yoktu. (Sayfa 75)
İyi ki kitaplar var…
#Biblioterapi