Küçük Prens’i okuduğum için bu kitaba da bir şans vermek istedim. Açıkçası ortada kaldığım bir kitap oldu; ne çok sarsıldım ne de kayıtsız kaldım. Ama bittiğinde zihnimde sessiz bir iz bıraktığını fark ettim.
Gece Uçuşu, gökyüzünü romantikleştirmiyor. Aksine, pilotların “havalı” görünen mesleklerinin arkasındaki yalnızlığı, sorumluluğu ve cesareti gösteriyor. Fırtınalar, karanlık, belirsizlik… Özellikle gece uçuşlarının taşıdığı risk ve psikolojik baskı çok gerçekçi bir şekilde hissettiriliyor. Biz yerdeyken konforu yaşarken, birilerinin gökyüzünde hayatla mücadele ettiğini fark ediyorsunuz.
Bu kitapla kendi hayatımdan bir anıyı da özdeşleştirdim. 1 Ocak’ta Van’dan Antalya’ya yaptığım uçuş dört saat rötarlıydı ve o gün birçok uçuş iptal edilmişti. Türbülansın yoğun olduğu bir yolculuktu ama pilotumuz büyük bir sakinlikle ve güvenle bizi Antalya’ya indirdi. O an, kokpitteki görünmeyen cesareti düşündüm. Eğer uçak olmasaydı 1433 kilometrelik yolu belki de hiç gitmeyecektim. Sevdiğim bir dosta kavuşmam, o güzel anılar… Hepsi bir pilotun sorumluluk bilinci ve cesareti sayesinde mümkün oldu.
Belki de kitabı sevmemin nedeni biraz buydu. Kendi anımla kesiştiği için.
Uzun soluklu bir roman değil; bir çırpıda bitiyor. Ama içinde altı çizilecek, not alınacak cümleler var. Düşündüren, mesleklerin arka planını gösteren ve kahramanlık kavramını sadeleştiren bir eser. Benim için kafa dinlemek, kısa bir nefes almak gibiydi.
Puanım: 5/10.
Ortada kaldığım bir kitap olsa da, gökyüzüne her baktığımda pilotlara artık biraz daha farklı bir gözle bakacağım.
Keyifli okumalar diliyorum..