Aslında bu yılın ilk kitabı (ve yılın ilk incelemesi), Dücane’den okuduğum ilk kitap oldu. Beyoğlu sokaklarında dolaşırken rastladım bu kitaba; gün boyu da bana eşlik etti. Hoş bir date oldu diyebilirim…
Ne yalan söyleyeyim, bu kadar beğeneceğimi tahmin etmemiştim. Kendisini yalnızca bir iki videoda dinlemiştim; çarpı ikide bile gideri olmayan ifade biçimi ve yer yer marjinal söylemleri nedeniyle eserlerinden yana pek umutlu değildim.
Fakat bir kez daha anladım ki, tanımanın en iyi yolu okumaktan geçiyormuş!
Metinde yer yer güçlü tespitler, yer yer de imalı bırakışlar vardı. Bir keresinde, bazı filozofların devrin baskısına maruz kalmamak için fikirlerini daha soyut ve belirsiz bıraktıklarının düşünüldüğünü duymuştum; Dücane’nin cümlelerinde de böyle bir havaya kapıldım. Ama bunlar, benim hoşuma giden havalar.. Sınırların çizildiği, dikteleri olan metinlerdense böylesini daha çok tercih ederim.
Zaman zaman pek çok kelimeyi sözlükte aratacak bir üsluba sahip olsa da anlatımı şaşırtıcı biçimde akıcıydı. Kelime analizleri ve derin bilgi birikimi, metne hem entelektüel bir tat hem de düşünsel bir derinlik katmış.
Bir mesaj vermekten çok, zihinde sorular bırakmak ister gibiydi ve oldukça da keyfliydi. Kendisiyle sohbet eden bir adama tanık olmak gibiydi…
Günün sonunda diyebilirim ki: Tanıştığımıza memnun oldum Cündioğlu!
Hz. İnsanDücane Cündioğlu