Bazen insan kendini bir kalabalığın içinde sıkışmış gibi hisseder ya. İşte bu kitap tam olarak o duygunun hikâyesi.
Martı Jonathan Livingston aslında sadece bir martı değil. O herkes gibi yaşamak zorunda mıyım? diye soran herkesin ta kendisi. Sürüsü yemek peşinde koşarken onun tek derdi daha yükseğe uçmak, sınırlarını aşmak ve özgürlüğün gerçek anlamını bulmak. Ve bu uğurda yalnız kalmayı bile göze alıyor.
Kitabı okurken şunu fark ettim: Asıl zincirler dışımızda değil, kafamızın içinde. İnsan gerçekten isterse, kendi sınırlarını tek tek kırabiliyor. Ama bunun bedeli çoğu zaman anlaşılmamak oluyor. Kısacık bir kitap ama verdiği his uzun süre akıldan çıkmıyor. Bitirdiğimde içimde tuhaf bir cesaret duygusu oluştu. Sanki “kendi hayatının Jonathan’ı ol” diye fısıldıyor. Eğer kendinizi bazen farklı hissediyorsanız, hayalleriniz yüzünden yargılandığınızı düşündüyseniz veya içinizde hep daha fazlasını yapma isteği varsa… bu kitabı mutlaka okumalısınız. Richard BachMartı Jonathan LivingstonArvas