Gönderi

9/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 17:34
Peygamberler, dıştan gelen bir ses ile kendilerini tutamayarak bu sesin itkisiyle garip davranışlar sergilemiştir. Bu duyulan "ses" modern dönemde şizofreninin en önemli semptomlarından birisi olarak kabul edilmiştir. Eski Ahit'e kadar birçok peygamberin "sesler" ile çokça etkileşimde olduğuna dair anlatı bulunabilir. Dolayısıyla, tahminim o ki bu "semptom" (hezeyanlar) Ortaçağ öncesi ve başlangıcında çok fazla insanın yaşadığı bir durumdu. Bu sesler Eski Ahit ile birlikte yasaklanma dönemine girdi. Nitekim, Hristiyanlık üzerine kurulan politik erk o dönemde bu duyulan seslerin her zaman Tanrı'ya ait olamayacağını, kutsal kitaplarla çelişkili sesler duyulabileceğini düşünmüşlerdir. Dolayısıyla, insanın sadece kendisinin duyduğu "sesler" şeytana ait de olabilirdi. Bu engelleme bana kalırsa esasında kutsal kitap üzerine kurulan politik rejimin egemenliğini koruma çabasıydı. Ne var ki, Ortaçağ boyunca sesler duyan birçok çocuk, kadın, mistik, soylu, sıradan insan ve aziz/e oldu. Ses duymak aynı zamanda hakikatin mutlak bilgisine sahip olan varlıkla (Tanrı'yla) konuşmak demekti. Bu yüzden Skolastik dönemde kilise erki bu gücü kadının, soylu olmayanların ve çocukların elinden almaya çalışarak bu kesimlerin ses duymasını ya deliliğe bağladı ya da cadılık, şeytanın girmesi gibi mistik inanışlara. Dolayısıyla şizofrenik spektrumlara dair ilk damgalama, engelleme ve bastırma rejimi bu kaynak doğrultusunda ortaya çıktı. Modern döneme geldikçe tıp bu sesleri yeniden ele alarak bunların birer "patoloji" olduğu konusunda ısrarcı olmaya başladı. Çoğu ilk aşamada, tıpkı Hipokrat'ın da öne sürdüğü gibi bu hezeyanları "doğal" ve fiziksel nedenlere bağladı. Ancak, bu hezeyanlara şizofreni ismini veren Bleuer hezeyanları sadece fiziksel nedenlere bağlı oluşan bir "delilikten" çıkararak bunları adeta birer ifade olarak düşünerek anlamaya çalıştı. O dönemde Bleuer'in çağdaşları Freud, Jung, Abraham gibi isimler şizofreniyi sadece semptomlarının giderilecek bir patoloji olarak görmek yerine bu patolojilerin aynı zamanda "demeye çalıştıklarına", anlamlarına odaklanmışlardır. Dolayısıyla şizofreni, bir sapma, hastalık damgası yerine anlaşılması gereken bir ruh halidir. Ne var ki, 20. yüzyılın ilerleyen zamanlarında psikiyatrinin baskın olan görüşleri yavaş yavaş hastalıkları tanımlama ve sınıflandırmaya odaklanmışlardır. Bu durumda şizofreninin de özgün ve anlaşılması gereken bir ruh hali özelliği geri planda kalmış ve tedavi edilmesi ya da toplumdan tecrit edilmesi gereken bir hastalığa indirgenmiştir. Bu da elbette damgalanma sorununu beraberinde getirmiştir. 21. yüzyıl ise bu damgalanmaya karşı oluşan hareketlerin yüzyılı olarak başlamıştır. Şizofreni kelimesine dair tepkiler artmış ve tekrardan bu seslerin bir hastalığın hezeyanları olarak görülmemesi, anlaşılmasına yönelik talep ortaya çıkmıştır. Son dönemlerde ise artık şizofreninin teşhis edilecek bir hastalık kategorisinden çıkartılması ve hatta bu ismin literatürden kaldırılması çalışmaları yapılmaktadır. Şizofreni olarak adlandırılan hezeyanlar artık kimilerince ruh hali "çeşitliliği" kapsamına alınmalıdır. Orna Ophir, kitabında şizofreninin insanlık içindeki bu macerasını tarihsellik içinde anlatarak güzel bir perspektif sunuyor.
Psikoloji
ŞizofreniOrna Ophir · Fol Kitap · 20253 okunma
·
112 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Emek Ilgaz
Gönderi Sahibi