·78 syf.····Okunma: 10 Şubat 2026 18:59 Prometheus’u hep ateşi çalan tanrı olarak bilirdim. Ama bu kitabı okuyunca anladım ki mesele sadece ateş değilmiş; mesele insanın karanlıktan çıkma cesaretiymiş.
Prometheus, tanrılardan ateşi çalıyor ve onu bir rezene sapının içinde saklayarak insanlara getiriyor. Küçücük bir sapın içindeki kıvılcım, aslında bütün medeniyetin başlangıcı oluyor. Ateş demek; düşünmek, üretmek, yazmak, yapmak demek. İnsan olmanın başlangıcı demek.
Zeus ise buna karşı çıkıyor. Çünkü bilgi güçtür ve güç paylaşılmak istenmez.(Asıl neden bu değildir Promethus Zeusun sonunu bilmektedir) Prometheus burada bir asi gibi görünse de ben onu asi değil, merhametli buldum. İnsanlara acıyor ve bedelini bilerek ödüyor. Zincire vuruluyor, her gün karaciğeri bir kartal tarafından parçalanıyor. Ama pişman olmuyor. İşte asıl büyüklük burada.
Kitabı okurken en çok hoşuma giden şey, Prometheus’un susmaması oldu. Acı çekiyor ama düşüncesinden vazgeçmiyor. Bu yüzden onu sadece mitolojik bir karakter olarak değil, bir fikir insanı gibi gördüm.
İş Bankası Kültür Yayınları baskısı sade ve temiz bir çeviri sunuyor. Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’nun dili akıcı, anlaşılır ve yer yer şiirsel. Metin ağırlaşmadan derinleşiyor. Antik bir tragedya olmasına rağmen bugüne çok yakın hissettiriyor.
Kısacası, Prometheus sadece ateşi değil, insanın kaderini de taşıyor o ince rezene sapının içinde. Okunması gereken güçlü ve sarsıcı bir eser.
İyi okumalar...