Gönderi

8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 22:03
Roman Fransa’nın güneyinde bir tatil beldesinde başlar. Yves Harteloup doğaya ve sessizliğe hayran bir adamdır. I. Dünya Savaşı’nda yaşadıklarını unutmak ister gibidir; denize bakışı, havaya takılışı, kendi kendine “Hava çok güzel” deyişi aslında içindeki yarayı bastırma çabasıdır. Yves savaş sonrası eski konumunu kaybetmiş, hayatla boğuşan bir adamdır. Bir gün Yves Harteloup, arkadaşı Jessaint’le karşılaşır. İki dost, eski günlerden konuşurken yanlarına gelen Jessaint’in karısı da Denise sohbete katılır ve böylece çekim başlamış olur. Denise Jessaint hayatı boyunca gerçek bir yoksunluk yaşamamış bir kadın. Varlıklı bir aileden geliyor, konfor içinde büyümüş, sonra da başarılı bir adamla evlenmiş. Güvende ama içi tam dolu değil. İşte tam bu noktada Yves Harteloup hayatına giriyor. Savaştan çıkmış, eski statüsünü kaybetmiş, gururu yaralı bir adam. Denise başta onu zengin sanıyor. Hatta o güçlü, karizmatik, dünyayı görmüş hali Denise’i büyülüyor. Fakat zamanla gerçeği öğreniyor: Yves borç içinde, zor durumda, tutunmaya çalışan biri. Aralarındaki sınıf farkı o andan sonra görünür hâle geliyor. Denise bir yerde “Keşke zengin olsaydı” diye düşünürken, Yves’in içinden geçen cümle tam tersi oluyor: “Keşke fakir olsaydı.” Çünkü Denise hayatın sert tarafını hiç bilmemiştir. Denise Yves’e âşık oluyor ama bu aşk dengeli değil. Denise sürekli soruyor: “Beni seviyor musun?” Yves asla net cevap vermiyor. Sessiz kalıyor, konuyu değiştiriyor, kaçıyor. O suskunluk Denise’i daha da saplantılı hâle getiriyor. Onun susması Denise’in içindeki boşluğu büyütüyor. Denise o kadar Yves’e odaklanıyor ki üç yaşındaki kızını bile ihmal etmeye başlıyor. Çocuğu ikinci plana düşüyor. Çünkü Denise için artık merkezde Yves var. Onu anlamak, yanında olmak, kaybetmemek. Ama ilişki sağlıklı değil. Yves düşünceli, içine kapanık, sürekli yük altında. Denise ise bu ilişkiyi yürütmek için her şeyden vazgeçmeye hazır. Kendi konforundan, evliliğinden, hatta anneliğinden. Hep o çabalıyor gibi. Bir gün Denise çok mutsuz bir hâlde annesiyle konuşuyor. İçinde büyüyen huzursuzlukla bir karar alıyor. Yves’in üzerine bu kadar gitmemek, onu sıkıştırmamak için kendince bir “yöntem” buluyor. Onu aldatmayı gerçek bir ihanet gibi görmüyor. Sadece birkaç saatlik bir eğlence, bir denge kurma çabası gibi düşünüyor. Yanında olabilecek, ona zaten âşık olan kuzeniyle yakınlaşmayı bir çözüm gibi görüyor. Ona göre bu gerçek bir aşk değil, sadece Yves’i kaybetmemek için kendince bir rahatlama. Bir gün Yves Denise’i evde arıyor. Denise hep evdedir, hep onu beklerdir. Telefon açıldığında yerinde olmaması Yves’i öfkelendiriyor. “Nerede olabilir?” diye düşünüyor. Çünkü Yves Denise'i ne zaman arasa cevap buluyor, ne zaman çağırsa geliyordi yani ona göre Denise hep elinin altındaydı. İçinde bir huzursuzluk büyüyor. Kafasını dağıtmak için ormana gidiyor. Gece, farların ışığı bir arabayı aydınlatıyor. Ve arabanın üzerinde öpüşen bir çift görüyor. O an anlıyor. Büyük bir sahne yapmıyor. Yanlarına gitmiyor. Sadece dönüp dolaşıyor. İçinden şu cümle geçiyor: “O göz, o güzel fizik her kadında var. Ben sadece sadakat aradım. O da yoksa affetmek neye yarar ki?” O anda Denise onun için bitiyor. Yves hiçbir büyük kavga etmeden, dramatik bir hesaplaşmaya girmeden çekip gider. Sonunda yurtdışına, Finlandiya’ya taşınır. Zaten borçları ve bir arkadaşının teklifi de bu kararı kolaylaştırmıştır. Denise günler geçmesine asla Yves'den haber alamıyor ve bu durumu anlamıyor. Sonra panikle Yves’in evine ve ofisine gidiyor. Ama o artık yok. Tamamen gitmiş. O an Denise’in içinde şu düşünce beliriyor: “Bir gün beni bırakıp gideceğini hep biliyordum.” Aslında ilişkileri boyunca Yves hep düşünceli, hep üzgün, hep biraz uzakmış. Mutlulukları bile acının içinden geçiyormuş. Denise sonrasında kendine şu soruyu soruyor: “Gerçekten onu anladım mı?” Hayatında hiç sıkıntı çekmemiş biri olarak, yoksulluğun, borcun, gurur kırılmasının ne demek olduğunu gerçekten kavrayabildi mi? Yoksa hep kendi duygusunun merkezinde mi kaldı? Romanın yanılgısı burada. Denise ihanet ettiğini bile tam olarak kabul etmiyor. Ona göre bu bir aldatma değil, ilişkiyi korumak için yapılan küçük bir kaçış. Ama Yves için bu, zaten var olan eşitsizliğin son kanıtı oluyor. Romanın ikinci yanılgısı ise; enise aşkı yaşadığını sanıyor. Yves sadakat aradığını söylüyor. İkisi de başka şeyler istiyor ama aynı kelimeyi kullanıyorlarSonunda Denise’in aşkı değil, kendi romantik hayali kırılıyor. Yves’i sevmiş olabilir. Ama onu anlamamış. Ve belki de asıl yanılgı buydu.
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024692 okunma
·
64 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.