Puan vermedi·128 syf.····Okunma: 09 Şubat 2026 14:38 Ayfer Tunç bize bu kitapta klasik bir “aşk hikâyesi” sunmuyor. Burada işler biraz daha karışık: iki yalnız insan, iki ayrı günlük, bolca iç ses ve “Hayatı uzun sürmüş bir sıkıntıdan ibaretti” cümlesinin farklı yansımaları…
Kitabın en eğlenceli tarafı; biçimi. Sol sayfada erkek karakterin günlüğü, sağ sayfada kadın karakterinki. Yani dedikodu çift taraflı (keşke her dedikodu bu şekilde iletilseydi isteği...). İsterseniz bir tarafı bitirip diğerine geçiyorsunuz, isterseniz aynı günü iki farklı bakış açısından okuyorsunuz. Kısacası kitap size diyor ki: “Haklı olan kim, kendin karar ver.” Ama siz sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Haklı olan yok, kırgın olan çok.
Derya karakteri adeta “Hayatta Kendine Rol Bulamayanlar Derneği” başkanı. Kendi kimliğini kuramamış; kardeş, eş, arkadaş gibi yan rollerle yetinmiş. Başrol olmak istemiş ama senaryo hep başkasının elinde. O olmayınca da başkalarının hayatlarını kendi hayatı gibi benimsemeye başlamış. Yani tam anlamıyla duygusal bir “misafir oyuncu”.
Ekmel Bey ise hayatı “uzun süren bir sıkıntı” olarak tanımlayabilecek kadar motivasyonu düşmüş bir avukat. Evi satmak istemiyor ama alıcılarla sohbet etmek için satılığa çıkarıyor. Düşünün, yalnızlık öyle bir boyutta ki emlak ilanı açmak terapi yöntemi olmuş. “3+1, güney cephe, içi umut dolu (şaka, umut yok).”
Derya da Ekmel gibi yalnız. Hatta öyle yalnız ki evi almayacağını bile bile alıcıymış gibi Ekmel’in kapısını çalıyor. Bu noktada insan şunu düşünüyor: Türk edebiyatında flört yöntemleri gerçekten çok yaratıcı.
İkilinin kesişmesi romantik bir komedi gibi başlamıyor; daha çok “iki kırık sandalye birbirine yaslanırsa düşmez” mantığıyla ilerliyor. İçlerinde birikmiş “irin” dolu yalnızlıklar var (evet, mecaz biraz sert ama gerçekler de öyle). Birbirlerine iyi gelmekten ziyade aslında kendi boşluklarını dolduruyorlar.
Kitap boyunca şunu anlıyoruz: Herkes kendi hikâyesinin mağduru.
Suzan Defter, romantik bir masal değil. Daha çok “yalnızlar kulübü dayanışma toplantısı” gibi. Ama tam da bu yüzden gerçek. Mizahı yüksek sesli değil; alttan alta, buruk bir tebessüm şeklinde.