·404 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Mayıs 2025 18:32 "Duyguların tarihini yazıyorum… Ruhun tarihini… Savaşın ya da devletin tarihini, kahramanların yaşam öykülerini değil, sıradan yaşamın içinden muazzam bir olayın epik derinliğine, Büyük Tarih' e fırlatılmış küçük insanın hayatını."
Svetlana Aleksiyeviç’in Kadın Yok Savaşın Yüzünde kitabını okurken şunu hissettim: Biz savaşı hep erkeklerin diliyle öğrenmişiz. Cephe, zafer, kahramanlık, madalya… Oysa bu kitapta savaş; kanın, gözyaşının ve susturulmuş kadın çığlığının içinden anlatılıyor.
Aleksiyeviç’in yaptığı şey bir tarih yazmak değil; bir hafıza kazısı yapmak. Resmî anlatıların dışına düşmüş kadınların sesini tek tek bulup çıkarıyor. Hemşireler, keskin nişancılar, telsizciler, aşçılar… Hepsi genç kız aslında. Saçlarına kurdele takacak yaşta, birdenbire üniforma giymek zorunda kalan kızlar. Onların anlattıklarıyla anlıyorum ki savaşın yüzü gerçekten kadın değil; çünkü savaş kadınla bağdaşmıyor. Kadın yaşatmak isterken, savaş öldürmeye zorluyor.
Kitabı okurken en çok içimi acıtan şey, kadınların savaş bittikten sonra da savaşmaya devam etmeleri oldu. Cepheden döndüklerinde kahraman değil, “fazla yaşamış”, “fazla görmüş” kadınlar olarak karşılanmaları… Susturulmaları… Erkek askerler madalya ile onurlandırılırken, kadınların hatıralarının utanç gibi saklanması… Bu haksızlık, savaşın kendisi kadar yaralayıcı.
Yazar'ın dili çok sade ama bir o kadar ağır. Röportajlardan oluşmasına rağmen metin kuru değil; tam tersine, her cümle bir insanın kalp atışı gibi. Okurken bazen bir annenin ağzından çocuğuna duyduğu özlemi, bazen bir genç kızın ilk kez öldürdüğü insanın yüzünü unutamamasını dinliyorum. Savaşın istatistiklerden ibaret olmadığını, her sayının bir hayat olduğunu bu kitapla daha derinden anlıyorum.
Benim için bu kitap, savaşı değil kadını anlatıyor. Kadının merhametini, dayanıklılığını, susmak zorunda bırakılmış cesaretini… Ve en önemlisi, savaşın aslında insan ruhunda açtığı yarayı. Çünkü savaş bitse de kadınların anlattıkları bitmiyor; o anılar yıllarca içlerinde yaşamaya devam ediyor.
Bu kitabı okuduktan sonra artık savaş haberlerine aynı gözle bakamıyorum. Üniformanın içinde bir kalp, bir anne, bir çocuk olduğunu düşünüyorum. Yazar bana şunu öğretti: Savaşın tarihi erkekler tarafından yazılmış olabilir ama acının dili çoğu zaman kadındır.
Ben beğendim takdir sizin. Mutlaka okumanızı öneririm.