Puan vermedi·320 syf.····Okunma: 13 Şubat 2026 23:40 Meşhur ve herkesin dilinde olan Semerkant kitabını bir arkadaşımın isteği doğrultusunda okudum. iyi ki de okumuşum. Kitap hakkında daha önce yazılan incelemelere baktığımda aslında okuma isteğim yoktu. Çünkü kitap hakkında çokça olumsuz eleştiriler yapılmıştır. Özellikle yazarın Arap olmasından dolayı çok taraflı şekilde anlattığına yönelik eleştiriler yoğunluktaydı. Kitabı okuyup bitirdikten sonra yapılan bu eleştirilerin bazılarına katılırken bir çoğuna da katılmadığımı belirtmek isterim.
Kitabı okuduğunuz da toplam dört bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümü çoğunlukla Ömer Hayyam merkezli Selçuklu ve Karahanlı dönemlerini anlatmaktadır. Üçüncü ve dördüncü bölüm de ise daha çok 1900'lü yıllardan sonra İran'ın içinde bulunduğu kaosları anlatmaktadır.
Kitabın özetine çok fazla değinmeden anlatmak istiyorum. İlk iki bölümde özellikle Ömer Hayyamdan bahsederken, onun bilgeliğinin yanı sıra şaraba olan düşkünlüğüne değinir. Tabi Ömer Hayyam anlatılırken Hasan Sabbah anlatılmadan olmaz. Ömer Hayyam'ın bilgeliği, Hasan Sabbah'ın hırsı ve Nizâmülmülk'ün devlet aklı kitapta çok iyi işlendiğini düşnüyorum. Hasan Sabbah ve Nizâmülmülk'ün dost iken birbirlerine karşı nasıl düşman olduklarını, Ömer Hayyam'ın ikisinin arasında kaldığını güzel anlatmış.
Şuana kadar okuduğum bütün tarihi kitaplarında bütün toplumlar kendi tarihlerini anlatırken, tarihlerini yüceltip karşı tarafın tarihini küçümser veya negatif olarak anlatır. Yani hiç bir toplum tarihini objektif şekilde ele almaz veya almaya cesaret edemez! Bu kitapta da ne kadar doğru ne kadar yanlış tartışılabilir, Selçuklu sultanlarını küçümserken Arapları yücelten bir dil kullanıldı. Bazı anlattığı olaylara baktığımız da doğru anlattığını söyleyebilirim. Tabi kullanıldığı dil itibariyle Türkiye'den okuyan biri için ağır eleştiriye maruz kalabilir. Keza aynı şekilde Türkiye tarafından Araplara yönelik yazılan tarihi kitapları Araplar tarafından okuduğunda ağır eleştiriye maruz kalabilir. Onun için olaya hangi açıdan baktığımıza bağlı.
Kitapta özellikle İran'ın 1909 yıllarında Meşrutiyet rejimin başa geçene kadar yaşanan olayları çok güzel şekilde anlattığını düşnüyorum. Kitapta anlatılan olayları araştırdığımızda gerçekten aynısı yaşanan olayları anlattığı gözlemlenebilir. Aslında yıllardan beri İran'ın sürekli iç isyanlarla yıkımın eşiğine gelip tekrardan kendini toparlamasına tanık oluyoruz. Bugün yaşananlar tam da yüz yıl önce yaşanmış denilebilir.
Kitabın dördüncü bölümünde ABD güzellemesi yapıldığı söylenebilir. Tam tersi olarak da İngiltere ve Rusya İran düşmanı olarak ele alındı. Kitabın üçüncü bölümünde Ömer adında bir Amerikalı gencin Ömer Hayyam'ın gizli kitabını bulmak için giriştiği serüveni güzel şekilde anlattığı gözlemlendi. Özellikle kitabın sonlarına doğru ünlü Titanic gemisinin batmasını ele almıştır. Batan gemi de ömer denen gencin orada bulunması ve gemi ile beraber Hayyam'ın Rubai kitabının okyanusun derinliklerinde batmasını anlatmıştır.
Her toplum kendi tarihini yüceltir. Kitabı okurken bu açıdan bakmanızı, anlatılan olaylar ve karakterleri sıcağı sıcağına araştırmanızı öneririm.