Kitabın başlığı ilgi çekici olduğu kadar acı bir gerçeği de yüzümüze vuruyor. 1900 yıllardan sonra psikiyatrik tanıların esas sorununa inilmeden kolaycılığa kaçılırak ilacın yazıldığı görülmektedir. İnsan sosyal bir varlık olduğu için küreselleşen modern dünyada insan ilişkilerinde bağların zayıflaması ile insanlar bir boşluğa düştüler. Boşluğun vermiş olduğu duygusal rahatsızlık onları ilaç içmeye itmiştir.
Kitap her ne kadar DEHB üstünde anlatsa dahi aslında bir çok psikiyatrik bozukluklarda psikoterapi yerine ilacın dayatıldığını anlatmaktadır. Kitapta ağırlıklı olarak DEHB'li çocuklara verilen METİLFENİDAT'ın yıllar içinde nasıl değiştiğini ve bu değişimin tedaviye yönelikten ziyade ilaç firmaların kâr tekelini döndürmeye yönelik olduğunu anlatmaktadır. Bu çıkar sistemine dahil olan meslektaşlarını eleştirmektedir. Bilimsel makaleler adı altında faydası olmayan ilaçların uzmanlar tarafından önerilip teşviklendirildiğine deyinmektdir.
Günümüzde bir psikiyatristle olan görüşmenizde iki gözyaşı dökerek depresyon tanısı almanız ve antidepresanların elinize tutuşturulması dakikalar içinde gerçekleşebileceğini anlatmaktadır. Yazar kendisi de psikiyatri uzmanı olduğu için ilaçlara karşı olmadığını ama sorunu tam saptamadan gelişi güzel ilaçların verilmesine yönelik eleştirileri var. Alanda olan uzmanların okuması gereken güzel bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Özellikle DEHB'li çocuklarla çalışan benim gibi psikolog arkadaşlara şiddetle tavsiye ederim.
Tüketmek, modern insanın en önemli tutkusudur.
Eric Fromm...
Günümüz toplumunda tüketmek sadece ihtiyaçtan değil kimlik kurma biçimi olarak kendini gösteriyor. Günümüz insanı bir şeyi aldığı zaman ihtiyacın yanında aldığı nesne üstünden ‘ben'i inşa etmeye çalışmaktadır. Yani “Ben kimim?” sorusunun cevabı çoğu zaman “Ne kullanıyorum?” üzerinden veriliyor denilebilir.
Yaşam koşulları hızla değişmekte, çocukları iyi bir gelecek sahibi olabilmeleri için odaklanmaları gereken hedeflere yöneltmekte güçlük çekmekteyiz. Bu gerçeğin yanında çocuklar, ilgi çeken ve geleceklerine en ufak bir katkısı bulunmayan yüzlerce etkene kontrolümüzün dışında maruz kalmaktalar. Anne ve babaları bekleyen zor görev budur; çocuklarını gelecekleri için yararlı olabilecek etkinliklere yöneltebilmek ve yararı olmayacak etkinliklerden uzak tutabilmek. Bu çaba neredeyse bir savaş düzeyinde zor bir uğraştır. Ancak bu savaşın ilaçlarla kazanılmayacağını anne ve babaların bilmeleri gerekir...