Yarın Çok Uzaktı – Elif Yılmaz Göktan
Bazen bir kitabı okumazsınız, onunla yüzleşirsiniz. Yarın Çok Uzaktı, daha ilk sayfalarda beni Leyla’nın zihnine, kalbine ve en çok da susturduğu yaralarına doğru bir yolculuğa çıkardı.
Başta bir aşk hikâyesi okuyacağımı düşünürken, sayfalar ilerledikçe bir kadının kendi iç sesiyle verdiği en zor mücadelelere tanıklık ettim. Leyla’nın geçmişiyle hesaplaşması, yaptığı seçimlerin bedeliyle yüzleşmesi ve “Ben gerçekten ne istiyorum?” sorusunu kendine dürüstçe sorabilmesi, romanı romantik bir çerçevenin çok ötesine taşıyor. Aşk burada yalnızca bir duygu değil; bazen sığınılan bir liman, bazen de en derin yarayı açan güç.
Doksanlı yılların İstanbul’u arka planda usulca akarken; bir yanda Boğaz’a karşı içilen kahvenin sessizliği, diğer yanda kalabalık gecelerin insanı daha da yalnızlaştıran gürültüsü var. Eskişehir’de başlayan umutların İstanbul’da sınandığını görüyoruz. Leyla’nın Levent’le yaşadığı ilişki ise tutkunun tek başına yetmediğini, sevmenin her zaman iyileştirmediğini gösteriyor.
Romanda beni etkileyen bir diğer nokta ise Leyla’nın hayatındaki kadınların varlığı oldu. Onlar yalnızca hikâyeyi tamamlayan figürler değil; kimi zaman bir omuz, kimi zaman bir ayna, kimi zaman da susarak çok şey anlatan bir güç gibi duruyorlar. Leyla’nın kırıldığı yerlerde sessizce yanında beliren, düştüğünde elini tutan ya da ona görmek istemediği gerçekleri hatırlatan bu kadınlar, hikâyeye güçlü bir derinlik katıyor.
Yazarın okurla kurduğu sıcak ve doğrudan anlatım dili de bu etkiyi artırıyor. Bazen Leyla’nın iç sesiyle baş başa kalıyor, bazen anlatıcının hafifçe araya giren tonu sayesinde kendimizi hikâyenin içinde buluyoruz. Bu samimiyet, metni yalnızca okunup bitirilen bir roman olmaktan çıkarıp uzun bir iç konuşmaya dönüştürüyor.
Anne olma isteğiyle özgür kalma arzusu arasında sıkışıp kalan bir kadının hikâyesi bu. Bitmek bilmeyen hazırlıklar, ertelenen kararlar, aileye dair hayal kırıklıkları… Ve tüm bunlara rağmen yeniden başlama cesareti. Leyla’nın iç sesini dinlerken kendi “keşke”lerimle ve “iyi ki”lerimle baş başa kaldım.
Akıcı, yer yer hüzünlü ama en çok da dürüst bir roman. Hayatın tam içinden; abartısız, sahici ve insani.
Kime öneririm?
• İçsel çözümlemeleri güçlü, karakter odaklı romanları sevenlere,
• Kadın hikâyeleri okumaktan beslenenlere,
• 90’lar İstanbul atmosferini hissetmek isteyenlere,
• Aşkın romantize edilmeden, tüm kırılganlığıyla anlatılmasını arayanlara,
• “Ben kimim ve neyi gerçekten istiyorum?” sorusunu kendine sormaktan çekinmeyenlere.
Ben keyifle ve yer yer boğazım düğümlenerek okudum. Kesinlikle Tavsiyemdir.
Burcu Ünlü ile okuduk.