Yarın bazen bir zaman dilimi degil, bir ihtimaldir. Ve bazı hayatlarda o ihtimal hep uzakta durur.
Yarın Çok Uzaktı, geçmişin gölgesinde kalan, bugünü sessizlikle yaşayan ve geleceği hep erteleyen bir ruh hâlinin romanı. Yazar, bu kitapta yüksek sesle anlatılan olaylardan çok, içte birikenleri yazıyor. Söylenmeyenler, yarım kalanlar, cesaret edilemeyen adımlar kitabın asıl yükünü taşıyor.
Roman, dışarıdan bakıldığında sakin görünen ama iç dünyasında sürekli bir hesaplaşma yaşayan bir hayatın etrafinda şekilleniyor. Günlük akış sürerken, karakterin içindeki durgunluk ve sıkışmışlık giderek belirginleşiyor.
Zaman ilerliyor, insanlar yollarına devam ediyor; o ise çoğu zaman kendi hayatının kıyısında kalmış gibi hissediyor. Bu durgunluk sadece bireysel bir yalnızlığı degil, toplumun dayattığı beklentilerin ve "hayat böyle yaşanmalı" kalıplarının insanda bıraktığı yıpranmayı da görünür kılıyor.
Yarın Çok Uzaktı, umut vaat eden bir roman değil belki.Ama gerçek. Hayatın her zaman toparlanmadığını, her şeyın bir anda düzelmediğıni kabul eden bir yerden konuşuyor. Ve bazen tam da buna ihtiyaç duyuyoruz: Teselliye değil, anlaşılmaya.
Bu kitap, hızlı okunup geçilecek bir hikâye değil. Yavaş okunmalı. Duraklayarak, altını çizerek, ara ara kendine bakarak.. Çünkü anlattığı şey, bir karakterden çok, birçok insanın içinde taşıdığı o sessiz bekleyiş.