İsmine bakarak 'en fazla ne olabilir ki' diye düşündüğüm, ancak anlatırken bu kadar zorlandığım bir kitap oldu.
Bir filolog olan Dr. Edwin Spindrift'in aniden rahatsızlanıp tedavi için İngiltere'ye gönderilmesi ile başlıyor her şey. Yapılan bir dizi tetkikten sonra beyninde tümör olduğu anlaşılır. Dr. Spindrift geçireceği operasyonu beklerken karısı da yakındaki barlarda zaman geçirmektedir.
Operasyon gecesi hastaneden kaçan ve karısını arayan Edwin için her şey karmaşık bir hal alıyor. Şimdiye kadar kelimeleri sadece akademik olarak gören Edwin, kendisini bir anda Londra'nın kirli arka sokaklarında bulur. Artık kelimeler sadece bir gerçeklikten ibaret değil, hayatın ta kendisi olmuştur.
Karısını ararken yaşadığı veya yaşadığını sandığı her şey gözlerini tekrar hastanede açmasıyla karşısına çıkar. Gerçeklikten kopmuş bir gerçeğin pençesine düşmüş gibi hissetmektedir.
Kesinlikle okuyucuyu ters köşe yapan bir sona sahip. Gerçek ve hayalin dans ettiği film tadında bir hikaye.
(Yıllar önce izlediğim bir filmi hatırlattı bana, söylersem kitabın gidişatı hakkında ipucu vermiş olacağım için söylememeyi tercih ediyorum)