Puan vermedi·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Şubat 2026 12:41 ‘Mono no aware’ diye bir tabir varmış Japon estetiğinde; “Şeylerin geçiciliğinin farkına varınca hissedilen hüzünlü güzellik.” Eski bir yapının duvarlarında zamanın izlerini görünce, birinin yıllar önce kullandığı bir eşyaya dokununca içimize çöken o melankolik yakınlığın bir adı varmış meğerse. Bu kitabı okurken o duygunun saçlarını örüp örüp çözdüm.
Dünya kaba-nasırlı elleriyle içinden geçtiğimiz zamanın boğazını sıkarken durup birinin dokunduğu masaya, baktığı pencereye, sustuğu koridora, üstüne tarih atıp “..sevgilerimle” yazdığı eski bir kitaba hüzünlenmek, hayatla bağ kurmanın incelmiş bir yolu olsa gerek. Bu kitap o incecik yolda, ceplerinden “Hayat geçiyor ama bir şeyler kalıyor.” tesellisini döke döke yürüyen bir gezgin.
Dolayısıyla, Camondo ailesinin tarihini anlatan bir mektuplar dizisi değil sadece. Kadıköy’den Paris’e, oradan Auschwitz’e, zamanın gümüş iplikleriyle birbirine tutturulmuş anıları, geri dönemeyecek olanların odalarına yerleştirip kapıyı usulca çeken bir koleksiyoncu. Müzeler, evler, arşivler ve objeler üzerinden geçmişi yeniden kurmaya işçilik eden bir emekçi.
Bunu yaparken nefesini tutuyor, sanki bir şeyleri kaybetmekten kurtulabilirmiş gibi. Heyhat.
#gülenaybörekçi çevirisi