Puan vermedi·299 syf.··Beğendi
· 2026’ya güçlü bir başlangıç yapmak istedik ve Ocak ayı kitabı olarak Dante’nin İlahi Komedya’sının ilk kitabı olan Cehennem’i okuduk. Daha önce neden okumadığımızı birlikte sorguladık ve şuna karar verdik: Bu kitap kesinlikle konuşulmalı !
Serinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz için asıl yorumu muhtemelen mart ayında, Araf ve Cennet’i de okuduktan sonra yapacağız. Şimdilik bu ilk kitap ve seriyle ilgili izlenimlerimizi paylaşalım.
Kitabın 14. yüzyılda yazılmış olması ve şiir formunda olması nedeniyle dili ağır ve akıcılığı zor olabilir diye çekinmiştik. Ancak beklediğimizin aksine oldukça akıcıydı. Ayrıca kitabın başındaki açıklamada, Dante’nin o dönemde Latince yaygın olmasına rağmen eserini İtalyanca yazmasının, bir dilin yaratımı açısından ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılıyor. Biz kitabı Altın Kitaplar Yayınları’ndan okuduk ve çevirmenin kapsamlı bir giriş yazısı vardı. Bu yazı, Dante’nin yaşamı ve dönemin politik, toplumsal yapısı hakkında güçlü bir arka plan sunarak metni çok daha anlamlı kıldı. Normalde önsözleri sona bırakmayı tercih ederim, fakat bu kez Aydanur’un ısrarıyla başta okudum ve iyi ki de okumuşum. Dante’nin hayatını ve ilham kaynaklarını bilmeden okumak, metni çok daha zorlayıcı hale getirebilir. Bu yüzden yeni okuyacaklara küçük bir ön araştırma yapmalarını özellikle öneririz.
Konu, karakterler ve olay örgüsüne geldiğimizde, kitabın döneminin çok ötesinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dante’nin hayal gücü ve kurduğu sembolik dünya bizi gerçekten hayran bıraktı. Baş karakterimiz Dante ile birlikte, ölen büyük aşkı Beatrice’i bulmak için Cennet’e uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculuğun ilk durağı ise Tanrı’nın buyruğuyla Cehennem oluyor. Cehennemin tüm katlarını adım adım gezerken, günahkâr ruhların cezalarını ve hikâyelerini dinliyoruz. Bu yolculukta rehberimiz Vergilius’un ruhu. Dante onu akıl, efendi, rehber ve üstat olarak tanımlar. Cehennemin saptırıcı etkisine karşı Vergilius, Dante’yi sürekli amacına, yani Beatrice’e kavuşma hayaline geri çağırır.
Bu sembolizmi Dante’nin yaşam öyküsü üzerinden okuduğumuzda metin daha da derinleşiyor. Dante, gerçek hayatta büyük aşkı Beatrice’i genç yaşta kaybetmiş ve hayatı boyunca bu yasla yaşamıştır. Sonrasında evlenmiş, çocuk sahibi olmuş, Floransa siyasetinde önemli roller üstlenmiş; ancak politik mücadelesi nedeniyle sürgün edilerek hayatının geri kalanını vatanından uzakta geçirmek zorunda kalmıştır. Bu anlatıda Dante, kendini baş karakter yaparak Beatrice’e ulaştığı bir ütopya kurar. Kendi cehenneminde, “kötü” ve “günahkâr” olarak gördüğü herkesi cezalandırır. Böylece hem kişisel bir hesaplaşma hem de sembolik bir adalet sistemi yaratır. Kitap boyunca mitolojiden, tarihten ve kendi hayatından pek çok figürle karşılaşırız. Dante, derin dini inancıyla insanlığa ahlaki bir pusula sunar. Doğrudan öğüt vermek yerine, anlatı yoluyla “iyi” ve “kötü”yü sorgulatır. Bu açıdan bakıldığında, kendine bir tür rehberlik misyonu yüklediği ve bu eserle kalıcı bir iz bırakmayı başardığı söylenebilir.
İnsanın bedel ödeyerek arınması fikri, kadim inançlardan bu yana pek çok dinde yer alır. Bu bedel bazen emek, bazen acı, bazen de irade ile ödenir. Dante de canlı bir ruh olarak Cehennem’den geçerek bu bedeli öder ve arınır. Bu zorlu yolculuğun sonunda onu Cennet’te Beatrice’e kavuşma umudu bekler.
Kitabın her bölümünde Cehennem’in farklı bir katına iner ve her günah için özel olarak tasarlanmış cezalarla karşılaşırız. Dante’nin bazı ruhlarla empati kurduğunu, hatta onlarla birlikte ağladığını; bazılarına karşıysa korkuyla Vergilius’un arkasına saklandığını görürüz. Bu durum, onun günahlara bakışındaki insani çelişkiyi de yansıtır. Özellikle Francesca ve Paolo’nun hikâyesi kişisel favorim oldu. Zaten İlahi Komedya, yalnızca edebiyatta değil; resim, heykel ve müzik gibi pek çok sanat dalında da yüzyıllardır ilham kaynağı olmuştur. Hieronymus Bosch’un The Garden of Earthly Delights, Auguste Rodin’in Cehennem Kapıları projesi ve özellikle Öpücük heykeli, ayrıca Hozier’in Francesca için yazdığı “Francesca” adlı şarkı bu ilhamın yalnızca birkaç örneği.
Kitapla ilgili bizi zorlayan tek nokta, neredeyse her sayfanın altında yer alan uzun ve zaman zaman gereksiz bulduğumuz açıklamalardı. Bazıları metni zenginleştirirken, bazıları okuma akışını ciddi biçimde bölüyordu. Editöryal bir tercih olsa da bu yoğunluk zaman zaman yorucuydu.
Sonuç olarak Dante, yıllarını verdiği bu eserde büyük bir titizlikle çalışmış ve döneminin çok ötesinde, zamansız bir başyapıt ortaya koymuş. Şubat ayında serinin ikinci kitabı Araf’ı okuyacağız. Bakalım Dante bu kez bizi nasıl bir ara dünyaya davet edecek ?