Nietzsche'nin tekrar tekrar okunacak dört Alman nesir eserinden biri dediği Karalama Defteri'den seçkiler.
"Türk aydınının Batı dünyasına olan ilgisi şimdiye kadar Almanya'dan çok Fransa ve İngiltere'ye ve bu dünyanın “büyüklerine” yönelmiş olduğundan Lichtenberg'in ülkemizde pek az tanınmasına şaşmamalı. 1980 yıllarında Hokka ve Metis Çeviri dergilerinde yayımlanan küçük birer seçki dışında bir çevirisine rastlanmadığı gibi, kendisiyle ilgili değiniler varsa bile enderdir. Promies yayımında sadece Karalama Defterleri'nin yaklaşık iki bin sayfalık iki cildi kapsadığı düşünülürse, Türkiye'de kitap biçiminde çıkan bu ilk derlemenin bile Lichtenberg'i yeterli biçimde tanıtmaya yetmeyeceği anlaşılır. Bu yayımın amacı daha çok, ömür boyu sürdürdüğü yazı hayatının gözledikleri, öğrendikleri, düşündükleriyle nasıl bir dokunuşum içinde olduğu hakkında fikir vermek olabilir. Düşüncelerini geliştirirken kullandığı üslup yanlış anlamalara yer vermeyen, ölçülü ve ayrıntılı bir kesinlik taşırken vardığı sonuçlar, yazısının temel bir unsuru olarak denemeci niteliğini yansıtan “belki”, “bazen”, “ekseriya”, “olabilir” gibi kelimeleri bolca içerir. Aşırı genellemeye veya kesin saptamaya varan ifadelerden kaçınır, çünkü “insan fikirlerle deney yapmalıdır.” Öte yandan, gözlemleri insan varlığının kısıtlı, esrarengiz ve şaşırtıcı yönlerini dolaysız bir biçimde göz önüne serer, örneğin birkaç kelimeyle şöyle bir sahne çiziverir: “Oturmuş orada koca adam, kedi yavrularını seyrediyor.” Lichtenberg'in “aforizmaları” içinde çoğunluğu zaten, yavaş yavaş geliştirilmiş bir fikrin son halkasını oluşturan düşünceye, uzun uzadıya sorulan soruların ulaştırdığı sonuçlara dayalı aforizmalardan çok, nereden geldiği belli olmayan, ani bir ışımanın ortaya çıkardığı, sürpriz niteliği ağır basan ve “cuk oturan” buluşlar oluşturmaktadır.
Lichtenberg'i kendi çağdaşı ve kendinden sonraki birçok aforizma yazarından ayıran özellik, akılcı yaklaşımındaki, kendi akıldışı huylarını bile eleştiri dışı bırakmayan tavizsizliğinden çok, dünyayı gözlerken, dünyayı yazarken keyfini, muzipliğini, saldırgan olmayan mizahını, oyun zevkini ve hazları, dertleri ve kısıtlılığıyla etten kemikten bir insan olduğu gerçeğini bir kenara bırakmayışıdır.
Fizik ve astronomi profesörü Lichtenberg Nasrettin Hoca'yı okumuş olsaydı, herhalde onun örneğin, “Dünyanın ortası eşeğimin sol arka ayağının bastığı yerdir, inanmazsan ölç!” biçimindeki nüktesinden çok hoşlanırdı. Umarım Türk okuru da bu sıradışı hocayı okumaktan hoşlanacaktır."
Tevfik Turan Aralık 2000