·687 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Şubat 2026 20:02 Hukuk eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan, yoksulluğun gölgesinde o tabutu andıran odasına hapsolan Raskolnikov’un hikayesi; aslında insan zihninin en tehlikeli dehlizlerine yapılan bir yolculuk. O, dünyayı "sıradan olanlar" ve "hak sahibi olan üstün insanlar" diye ikiye ayırırken; kendini kuralların üzerinde, bir asker ya da bir Napolyon gibi görür. Ona göre, "sıradan insanlar sadece nesli devam ettirmeye yararken, üstün olanlar yeni bir söz söylemek için her türlü sınırı aşma hakkına sahiptir." Ancak o baltayı indirdiği an anlar ki; asıl mesele bir hayatı bitirmek değil, kendi vicdanında başlayacak olan o bitmek bilmeyen mahkemeyle yaşamaktır.
Sayfalar ilerledikçe karşımıza çıkan o karakterler, aslında hayatın her köşesinde maskeleriyle dolaşanların ta kendisi. Müfettiş Porfiri’nin bir kedinin fareyle oynadığı gibi kurduğu o psikolojik baskı; karşısındakini doğrudan suçlamak yerine zihnini bulandırarak kendi itirafına mahkum etmesi... Tıpkı hatalarıyla yüzleşmek yerine kafasını kuma gömen "deve kuşları" gibi. Geceleri başını yastığa koyduğunda o sızlayan vicdanını susturabilmek için, sırf rahat bir uyku uyumak adına "iyilik" maskesi takan o tipler... O uzatılan ellerin aslında bir merhamet değil, sadece kendi suçluluk duygularından kaçmak için bir kaçış yolu olduğunu anlamak bazen zaman alıyor.
Şimdi bu satırların arasında kendi huzurumu ve uyanışımı buluyorum. İsimlerin, yerlerin ve o yorucu zihin oyunlarının çok uzağında; sadece kelimelerin dürüstlüğüne sığınıyorum. Bazıları uykusunu kaçıran o vicdan sesini sahte iyiliklerle bastırmaya çalışadursun, ben huzuru bu dürüst sayfalarda, kurgusuz sevgilerde buldum.
Geç oldu belki ama bir ruhun kendi gerçeğine uyanması için asla geç değildir.
Better late than never.
Derya kaçar.