𝐀𝐬̧𝐤𝛊 𝐨̈𝐥𝐮̈𝐦𝐥𝐮̈𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧 𝐲𝐮̈𝐫𝐞𝐠̆𝐢𝐧𝐞 𝐤𝐢𝐦 𝐝𝐮̈𝐬̧𝐮̈𝐫𝐮̈𝐫?
𝐄𝐫𝐨𝐬 𝐦𝐮,𝐮𝐠̆𝐮𝐫𝐥𝐮 𝐚𝐧𝐥𝐚𝐫𝛊𝐧 𝐭𝐚𝐧𝐫𝛊𝐬𝛊 𝐊𝐚𝐢𝐫𝐨𝐬 𝐦𝐮?
Hans…
Hastalıklı bir ruh halinin vücut bulmuş hâli. Narsist, kontrolcü, manipülatif ve sadistik eğilimleri olan biri. Evlerden ırak.
Ama Katharina da sağlıklı düşünebilen biri değil. Henüz 19 yaşında; kendini tanımlama ve dünyayı anlamlandırma sürecinde. İtaatkâr, koşulsuz bağlanmaya yatkın, manipülasyona açık… Güç dengesinin bu kadar bozuk olduğu bir ilişkide zaten eşitliklikte mümkün değil tabi.
Bu iki karakter bir araya gelince ortaya çıkan şey aşk değil; toksik, yıkıcı ve kaçınılmaz bir çöküş.
Bir ilişkinin adım adım çözülüşü... Başta büyü gibi görünen şeyin zamanla kontrol, aşağılama ve psikolojik şiddete ve manipülasyona dönüşmesi…
Kitap sinirleri hoplatıyor. Aşk romanı gibi başlıyor ama değil. Hastalıklı bir ilişkinin kronolojik yıkımı daha çok.Arka planda da Doğu Almanya’nın son dönemleri anlatılıyor.
En çok da Hans’ın kendi pisliğini görmeyip, kızın “hatalarını” uzun mektuplar ve doldurduğu kasetlerle didik didik edip onu suçlu hissettirmeye çalışmasına sinir oldum. Sürekli hesap soran, cezalandıran, kendini ahlaki üstünlükte konumlandıran bir adam… o kadar komik ki.Fiziksel şiddet kadar psikolojik tahakküm de rahatsız ediciydi.
Aslında uzun uzun yorum yapmaya gerek yok:
53 yaşında, evli ve çocuk sahibi bir adamın, çocuğu yaşındaki bir genç kızla kurduğu dengesiz ve iğrenç bir ilişkiyi okuyoruz.
Sonlara doğru biraz temposu düştü benim için ama genel olarak güçlü bir metin olduğunu düşünüyorum. Yine de dönüp “mutlaka öneririm” diyeceğim kitaplar listemde olur mu, emin değilim. Bende unutulmaz bir iz bırakmadı ama okuma deneyimi olarakta sarsıcı olduğunu itiraf etmek lazım.
Okumak isteyenlere şimdiden sabır ve sinir kontrolü diliyorum.