“...sırlarımızı bilen ve duygu dolu anlarımıza şahit olan kişilere karşı nefret besleriz,…O anda istediğimiz şey anlayış değil,duygularımızın hakimiyetini yeniden ele almaktır.”
Örümcek Kadının Öpücüğü, Manuel Puig’in 1976 yılında yayımlanan; siyasi, psikolojik ve queer edebiyatın en kült eserlerinden biri olarak görülen kitabı. Öyle ki eser, 1985’te sinemaya uyarlandıktan
“...sırlarımızı bilen ve duygu dolu anlarımıza şahit olan kişilere karşı nefret besleriz,…O anda istediğimiz şey anlayış değil,duygularımızın hakimiyetini yeniden ele almaktır.”
Pek çok sanatçının ve düşünürün doktoru olmayı başarmış, zengin ve saygın Josef Breuer’e bir gün gizemli bir mektup gelir.
Gönderen; genç, etkileyici ve zeki bir kadın olan Lou Salomé’dir.
Doktordan istediği ise arkadaşı Nietzsche’yi içine düştüğü derin yalnızlıktan ve ruhsal bunalımdan kurtarmasıdır…
Fakat Nietzsche yardım kabul etmeyen bir adamdır.
Lou’nun isteği üzerine Breuer, onu terapiye ikna etmeye çalışırken kendisini yalnızca bir hastanın değil; insan ruhunun en karanlık taraflarının içinde bulur.
Doktorun karşısına çıkan Nietzsche zamanla yalnızca bir hasta değil, adeta onun ruh doktoruna dönüşür.
İkisi de kendi içlerindeki boşluklarla, korkularla ve bastırılmış arzularla yüzleşmeye başlar.
Hayatı, insan ilişkilerini, aşkı, yalnızlığı ve varoluşu sorguladıkları derin diyaloglar boyunca aralarında sıra dışı bir bağ kurulur.Kimin doktor, kimin hasta olduğu belirsizleşir artık.
Çok uzatmaya gerek yok.Her satırında insanın kendinden bir parça bulduğu, düşündüren, sorgulatan ve zihnin içinde uzun süre yankılanan müthiş bir eser.
Mutlaka ama mutlaka okumanızı tavsiye ederim.