Patrick Modiano'nun dilimize çevrilen tüm romanlarını okudum. Çevrilen toplam 11 kitabı var, bunlardan biri çocuk kitabı, birisi de bir oyun. Şöyle listeleyeyim orijinal dildeki basım tarihlerine göre;
1975 Hüzünlü Ev (Can Yayınları)
1981 Bir Gençlik (Can Yayınları)
1991 Yıkıntı Çiçekleri (Can Yayınları)
1992 Bir Sirk Geçiyor (Varlık Yayınları)
1993 Kötü Bir İlkbahar (Can Yayınları)
1996 En Uzağından Unutuşun (Can Yayınları)
1997 Dora Bruder (Can Yayınları)
2014 Mahallede Kaybolma Diye (Can Yayınları)
Bu kitaplardan En Uzağından Unutuşun, Bir Gençlik, Bir Sirk Geçiyor, Yıkıntı Çiçekleri ve Kötü Bir İlkbahar Nobel'i almadan önce dilimize çevrilmiş ancak Yıkıntı Çiçekleri ve Kötü Bir İlkbahar'ın sonradan baskısı yapılmamış. Bunca bilgiyi bir iki noktaya dikkat çekmek için verdim. İlk kez Modiano okuyacaksanız En Uzağından Unutuşun ve Bir Gençlik'i okuyun ve eğer bunları çok sevmezseniz başka kitaplarını okumak sizin için sıkıcı ve hatta zaman kaybı olur. Peki ben niye hepsini okudum? Çünkü ben ikisini de çok sevdim, haliyle adama öyle bir sempati duydum ki ne yazarsa okurum dedim. Çünkü tüm kitaplarında var olan ve herhangi bir kitabını okuduğunuz anda fark edilen melankoli beni tavladı. O melankolik üslupla geçmiş, kimlik arayışı, gençlik, 2. Dünya Savaşı'nın Paris'teki izleri, bellek gibi temaları işliyor Modiano tüm kitaplarında. Hiçbir kitabında çok dramatik bir şey anlatmıyor ki Dora Bruder gibi istese bunu yapabilecek kitapları da var ama o hüznü; acıklı olaylarla, büyük dramlarla değil üslupla hissettiriyor okuyucuya. İşte beni tavlayan, kendisine hayran bırakan bu üslup oldu. Çok basit bir anlatıda, basit bir pasajda hatta bazen basit tek bir cümlede zamanın geri gelmezliğini incecik bir iğneyi siz fark etmeden size batırır gibi batırıyor zihninize. Bir Ekşi Sözlük yazarı, Ağır Roman filminin nefis bir şarkısı olan Bir Vurgun Bu Sevda için şöyle yazmıştı; ''Jileti pamuğa sarmış Aysel Gürel, pamuk öpüyor geçtiği her yeri, içi kan dolu, yeni tertemiz'' işte Modiano bu benim için.
Şimdi iki farklı kitabından iki farklı alıntısı ile Modiano kitaplarını Modiano'ya anlattırıyorum;
''Yıllardır bunu düşünmez olmuştu, öyle ki, yaşamının o dönemi, bulanık bir camın ardından kalmış gibi geliyordu ona. Bu cam, ışığı çok az geçiriyordu, ancak yüzler ve siluetler belli olmuyordu.'' (Mahallede Kaybolma Diye, sf.60)
''O zamandan beri Meinthe'in -ve Yvonna- yüzü bulanıklaştı ve onları ancak buzlu bir camın ardından görebileceğimi anladım.'' (Hüzünlü Ev, sf.147)
Modiano tam olarak budur. Buzlu bir camın ardından bakarsınız onun karakterlerine, Modiano karakterleri her zaman bulanıktır sizin için, geçmişte kalan sayısız yüz gibi tıpkı. Kitapla birlikte hayatınıza girerler, sonra da arkalarında pek çok soru işareti ile ansızın çekip giderler. Ve işin en hüzünlü yanı; Modiano karakterlerinin o tam da net olmayan yüzlerinin, anılarınızda olduğunu belki sizin bile unuttuğunuz bazı yüzleri size hayal meyal anımsatmasıdır aslında. Onun kitaplarını okurken bir noktadan sonra anlatıcıya dönüşürsünüz ki eğer dönüşmüyorsanız bunun tek nedeni anlatılan mekanlara, sokaklara, caddelere yabancı oluşunuzdur aslında. Ama bu bile şunu düşünmenize engel olamaz yine de onu okurken; ömür geçip gider, geride sadece belirsiz siluetler, hayalle karışan anılar kalır. Ve yaşam dediğiniz şey sadece o anılardır. Dokunamadığımız, sadece anımsadığınız ve üzeninden yeterince zaman geçtiğinde ise netliklerini yitirip sadece buzlu bir camın ardından izleyebildiğiniz o anılar, hepsi bu...