Kitapta büyük patlamalar yok ama yavaş yavaş bir çöküş var. Hani bir şey bir anda yıkılmaz da içten içe çatırdamaya başlar ya, aynen öyle. Baba karakteri bir anda değil, sindire sindire çöküyor. Okurken “Ah be, biraz gerçekçi olsan keşke” diyorsun ama bir yandan da adama kızamıyorsun. Çünkü sevgi insanın gözünü gerçekten kör edebiliyor.
Zweig’in dili de öyle karmaşık değil. Akıyor gidiyor. Ama her cümlenin altında bir ağırlık var. Sessiz sakin anlatıyor ama insanın içine dokunuyor. Abartı yok, yapaylık yok. Daha çok insanın iç dünyasını didikleyen bir anlatım var.
Benim düşünceme göre kitap şunu söylüyor: Sevgi güzel şey ama fazlası insanı zayıflatabiliyor. Hele ki gerçeklerden kaçmaya başlarsan, işte o zaman kalp yavaş yavaş çöküyor. Kitabı bitirince insan bir süre düşünüyor. “Ben olsam ne yapardım?” diye kendi kendine soruyor.
Kısacası, bağırıp çağırmayan ama içten içe sarsan bir hikâye. Duygusal ama abartısız. İnsan ruhunu anlatan, sakin ama etkili bir kitap. Stefan ZweigBir Kalbin Çöküşü