Peyami Safa’nın bu kitabını okurken, o koridorların soğukluğunu sadece tenimde değil, ruhumda hissettim.Kitapta beni en çok sarsan şey, kahramanın bacağındaki o 'kemik veremi' değil; o bacağın onu hayattan, neşeden ve en önemlisi sevdiği kızdan, Nüzhet’ten koparmasıydı. İnsan bazen sadece bedeniyle değil, umutlarıyla da sakat kalabiliyormuş, onu anladım. O koğuşun kapısından içeri girdiğinizde dışarıdaki kuş sesleri kesiliyor, yerini sadece beyaz gömlekli adamların ciddi yüzlerine ve tıkırdayan sedye seslerine bırakıyor.
"Dokuzuncu Hariciye Koğuşu bana şunu öğretti: İnsanın en büyük ağrısı kemiğinde değil, umudundadır. O koridordaki isimsiz gencin bacağındaki sızı dindiğinde bile ruhundaki yara açık kaldı; çünkü o kapıdan içeri giren her doktor onun bedenine baktı ama kimse ruhuna dokunmadı.
Peyami SafaDokuzuncu Hariciye Koğuşu