·632 syf.····Okunma: 17 Şubat 2026 12:08 Kurt Kanunu ile dilini beğendiğim ve bir tarih tezine imza atan Kemal Tahir’in Devlet Ana’sı edebiyat derslerinde aşina olduğumuz bir roman. Okumasının bu günlere kalması da benim ayıbım. Hatırladığım kadarıyla lisede Küçük Ağa daha bir tavsiye edilip okutuluyordu okullarda. Bunda Kemal Tahir’in yer yer kadın erkek ilişkilerini açık bir şekilde anlatmasının da etkisi vardır diye düşünüyorum.
Kitap 1290’lı yıllarda, Ertuğrul Bey’in ölülüyle şekillenen Osmanlı’nın beylikten devlete geçiş sürecinde yaşananları anlatıyor. O kadar geniş bir pencereden aktarıyor ki mevcut durumu, yıkılan Selçuklu ve Moğol tarafından işgal edilen Anadolu ile Bizans, Frenk elleri hem üretim tipleriyle hem coğrafyasıyla hem insan yapısı ve dini inanışlarıyla sayfalarda yerini alıyor. Bu anlatım hem çok bilgi verici ama bir o kadar da didaktik değil, metnin ve diyalogların içine o kadar güzel yedirilmiş ki ustalık da burada kendini gösteriyor zaten. Sosyoloji, ekonomi ve politiği romana ustaca dahil etmiş. Mertlik gazilerde, dürüstlük Ahilerde, strateji ve akıllı yönetim beylerde kendini gösteriyor. İlk sayfalarda Mavro işe Şövalye diyaloğunda gördüğümüz batak ise kitaba karakterini veriyor, düzenin bozulduğunun simgesi, Konya ve Bizans güçten düştüğü için bakımsızlıktan ırmakların çevrilip arazinin ekilemediğini ve Sakarya’nin üç kez yatak değiştirdiğini okuyoruz. Yine Frenk feodal düşesinin ilk gece hakkı, Ahilerin buna ses çıkarmasının bekleyen Mavro’nun orada Ahi olmadığını öğrenmesi de üretim tipleri olarak müthiş diyaloglarla bir öğreticilik sağlıyor.
İlk sayfalarda şövalye Notüs Gladyüs ve Türkoğlu Uranha ile başlıyor sonra Söğüt’e doğru geçiyor kadraj. Yıllardır barışı sürdüren Ertuğrul Bey üç beyliği ile Anadolu Selçuklu başkenti Konya arasındaki ferman diyaloğu devletin bittiğine dair çok şey anlatıyor. Frenk barışı bozup tekfurlarla Türkmenleri kırdırmaya çalışıyor ama akıllı Osman Bey kışkırtmalara kulak asmadan durumu çok güzel idare ediyor. Yoldan çıkan Eskişehir (Karacahisar) Sancakbeyini ve kadın düşkünlüğünü, onun Pervane Şubaşı’sını, Alişar beyin Şeyh Edebali’ye Osman Bey’e kız istemeye gidip kendine istemesi üzerine Osman Bey’in direkt savaş açmaması nefsi için davranmaması çok stratejik. Bir ziyarette Osman Bey’i kıstırıp Mavro’yu isteme bahanesiyle savaş çıkıyor be burada Köse Mihal’i Orhan Bey ile çarpışırken görüyoruz. Bağışlanıyor ve dosta bir yanlışında arka çıkmazsak dostluğumuz nerede kalır diyor, sonra Osman Bey’e en yakın dostu Bilecik Tekfurunun düğünde kurduğu pusuuyu haber veriyor ve Osman Bey in çok güçlenmesini sağlıyor.
İşte bu hikaye ekseninde Türkmen ve Rumların nasıl iç içe yaşadığını, köylüye ezmeden ve din sebebiyle baskı yapmadan birlikte savaştıklarını, Ahi geleneğini ahi palasını, savaşçılığa verilen önemi görüyoruz. Savaşçı demişken molla olmak isteyen Kerimcan karakterinden bahsetmek gerekir. Başta molla yolunu seçmiştir ancak abisi Demirhan kahpece öldürülünce babasının kırbacı ile anası bacı bölüğü başı Bacıbey (Devlet Ana) tarafından savaşçılığa itilir. Yavuklusu ben savaşçı olmayan ere varmam der ki onun da babası silah ustası Kaplan Çavuş’tur. Sayfalar ilerledikçe Kerim savaş teknikleri öğrenir finale doğru şövalye ve Türkopol ile karşı karşıya gelir intikamı alır ama kan dökmeden uçurumdan iterekten. Sonra Osman Bey hediyesini geri çevirip subaşılığı reddeder ve Keşiş Benito’nun mağarasından çıkan Siyasetname, Felekname gibi kitaplar ister ve Edebali’ye öğrenci olur. Aslı bu kez kabul eder anası yine diretir ancak bu kes o anasını kırbaçla kabul ettirir, bu kez karar kesin ve hanenin devamını getirecek netlik Kerim’e gelmiştir. Kılıcın değil kalemin kendine yakıştığını “Şeyh Edebali mi daha yiğit yoksa ömür boyu kılıç taşıyan hain Dündar mı” diye soraraktan anasına belletir.
Bak satırları yazarken üslup direkt kitaba kaydı, en hoşuma giden noktalarsan birisi de buydu, has Türkçe hatta Yenişehir’de hala kullandığımız tabirlerle öyle kendine has bir dil yaratmış ki Kemal Tahir ben hayran kaldım. Yazsam daha bir sürü şey çıkar ama tadında bırakalım. Keyifli okumalar.