Puan vermedi·70 syf.····Okunma: 17 Şubat 2026 19:35 Feniçka, Max Werner’in gözünden anlatılan bir hikâye. Aslında biz başından sonuna kadar Fenya’yı değil, Max’in Fenya’yı nasıl gördüğünü okuyoruz. O yüzden metin biraz aşk hikâyesi gibi başlasa da zamanla bir iç çözümlemeye dönüşüyor.
Fenya üniversite okuyan, düşünen, tartışan, kendi fikri olan bir genç kadın. O dönem için bu zaten başlı başına dikkat çekici bir şey. Max onun zekâsına, özgüvenine ve bağımsız tavrına hayran kalıyor. Onunla konuşmak, fikir alışverişi yapmak hoşuna gidiyor. Başta bu farklılık çok çekici geliyor.
Ama iş duygusal bağa gelince dengeler değişiyor. Çünkü Fenya bir ilişki içinde kendini kaybetmiyor. Sevse bile kendi alanını koruyor. Sahiplenilmeyi, yönlendirilmeyi ya da bir erkeğin hayatına göre şekillenmeyi kabul etmiyor. Aşkı, iki insanın yan yana durabilmesi olarak görüyor; birinin diğerine bağımlı olması olarak değil.
Max ise burada zorlanmaya başlıyor. Güçlü bir kadını seviyor ama o gücün kendisi üzerindeki etkisiyle baş etmekte zorlanıyor. İçten içe Fenya’yı biraz daha “alışılmış” bir kadın rolüne çekmek istiyor. Onu olduğu gibi kabul etmekle, onu kendi beklentilerine uydurmak arasında gidip geliyor. Bu da hikâyeyi romantik bir aşktan çok, bir güç ve ego meselesine dönüştürüyor.
Kitapta feminizm açık açık slogan şeklinde verilmiyor ama Fenya’nın duruşunda hissediliyor. “Seni seviyorum ama kendimden vazgeçmem” tavrı var. Üniversite okuyan, düşünen, bağımsız bir kadına duyulan hem hayranlık hem de tedirginlik metnin alt katmanında sürekli hissediliyor. Eğitimli kadın çekici ama kontrol edilemez gibi bir bakış açısı var Max’in içinde.
Max zaten nişanlı. Fenya’yla (Feniçka) arasında resmî bir ilişki yok. Aslında dışarıdan bakınca “yakın dostlar” gibiler. Uzun sohbetler ediyorlar, entelektüel bir bağları var, duygusal bir yakınlık da hissediliyor ama adı konmuş bir aşk yok. Tam o belirsizlik alanı.
Fenya’nın tavırları ise Max’i sürekli ikilemde bırakıyor. Bir yandan ona yakın, sıcak, özel bir bağ kuruyor. Öte yandan net bir bağlılık vermiyor. Bu durum Max’i hem çekiyor hem de yoruyor. Çünkü adam zaten nişanlı ve içten içe düzenli, güvenli hayatına dönmek istiyor. Fenya’nın özgür, sınır tanımayan tavırları bazen onda öyle bir karmaşa yaratıyor ki neredeyse nişanlısına dönmek için can atıyor. Orada bir “güvenli liman” hissi var.
En çarpıcı kısım ise Fenya’nın başka bir adamdan evlilik teklifi alması. Birlikte gönül macerası yaşadığı o adam ona evlenme teklif edince Fenya bunu romantik bir şey gibi değil, başına gelmiş kötü bir olay gibi anlatıyor. Çünkü evlilik onun gözünde özgürlüğün bitmesi demek. Bağlanmak, daralmak, bir çerçeveye sıkışmak gibi algılıyor. İsyan ediyor adeta.
Ama ironik olan şu: Max zaten nişanlı. Yani o bağlılık düzeninin içinde. Fenya ise o düzene baştan karşı. Aralarındaki temel fark burada. Max’in içinde düzen, aidiyet ve güven ihtiyacı var. Fenya’nın içinde ise özgürlük ve bireysellik ihtiyacı baskın.
Aslında aralarında “büyük bir aşk” yaşanmıyor. Daha çok zihinsel ve duygusal bir çekim var. İkisi de birbirini etkiliyor ama aynı yere bakmıyorlar. Fenya bağımsız kalmak istiyor, Max ise bir yere ait olmak.
Kısacası Feniçka, güçlü bir kadını sevmenin gerçekten ne anlama geldiğini sorgulayan, sade ama düşündüren bir metin. Bu yüzden bitişte kazanan bir ilişki yok; sadece herkes kendi yoluna gidiyor.