Her insan biraz yarımdır aslında. Yarım kalan her ne varsa insanın içinde en sessiz hatıraları oluşturur diye düşünüyorum. Tamamlanmamış bir cümlenin havada asılı kalan anlamı gibi. İçimizde buyur, şekil olur ama hiçbir zaman bir bütün oluşturmaz. Kim bilir belki de bu yüzden çok kıymetlidir. Çünkü bizi eksik bırakarak tamamlamayı öğretir. Yarım kalan her şey, yeniden başlamanın aralanmasını hatırlatan bir kapıdır belki de.
Suna da yıllar sonra eski arkadaşlarının arasında olduğunda, geçmişten bugüne aslında içindeki o boşluğun ağırlığını fark etti. İnsan onca yıl neleri taşırdı fark etmeyerek…
Israrla çalan bir telefon ve bir arkadaşın ölüm haberinin yarım kalan arkadaşlıklara götürmesi ile başlıyor kitap. Sonra yılların ardında bıraktığı anılar, ilişkiler, kırıklıklarla dolu bir masada buluşuyor her biri.
Onca yıldan sonra yeniden bir araya gelen arkadaşların etrafında toplandığı masa, sanki zamanı unuttugu tüm anıları yüzeye çıkaran bir sahneye, ardından da geçmişte bugün arasında kurulmuş bir köprüye dönüşüyor. Dokunduğu yeri acıtan kırık bir cam gibi acıtıyor bazı anılar. Belki en çok yarım kalmışlıklar insanın canını yakıyor.
Geçmişle yüzleşmek belki de insanın anılarında saklı duran büyük oyuklarla yeniden karşılaşması gibidir. Bazı anılar törpülemekten öte daha da keskinleşir. Ama onların her birini omuzlarımızda sürüklemek yerine anlamaya çalışırsak belki yükümüz hafifler.
Kitabın özellikle son kısımlarını okurken çok şey geçti aklımdan ve her bir karakterin haklı tarafını anlamaya çalıştım.