·524 syf.····Okunma: 13 Şubat 2026 00:00 Daha önce isminden ve müzesinden haberdar olsam da bugüne kadar ilgimi çekmeyen bir kitaptı. Dizisi çıkacağını duyunca okumaya başladım. Yakın zamanda müzeyi de ziyaret edeceğim. Müze fikrini çok yaratıcı buldum. Hayal ile gerçeğin birbirine geçtiği büyülü bir atmosfer yaratılmış. İçindeki yüzlerce eşyayla Çukurcuma'daki müzenin somut varlığının yanında, Orhan Pamuk'un kitaba kendini karakter olarak dahil etmesi gibi ufak detaylar bu gerçeklik algısını dönüştürüyor. Sanki Kemal ile Füsun gerçekten yaşamış gibi hissettim. Bu hikaye yaşanmış olmalıydı, öyle bir yakınlık uyandırdı bende. Tabi bunda kitabı bitirdikten hemen sonra diziyi izlememin de etkisi var. Karakterleri canlı görmek okuma deneyimime renk kattı. Müze ziyaretimin de bu deneyimi farklı bir boyuta taşıyacağını düşünüyorum.
Orhan Pamuk'un en iyi ya da en sevdiğim romanı mı? Hayır bence değil. Karakterlerinin ve olay örgüsünün daha iyi olduğunu düşündüğüm eserleri var. Müze konsepti ve dizisi olmasa pek etkilenmeyebilirdim diye düşünüyorum. Karakterleri yüzeysel buldum. Daha doğrusu roman o kadar Kemal'in gözünden ki onun dışında kalan her detay, her karakter bir perdenin ardından bakıyormuşsunuz gibi muğlak kalıyor. Özellikle Füsun karakteri tam bir gizem. Dizinin çıkışıyla beraber sosyal medyada yapılan -bana da mantıklı gelen- psikolojik tahlilleri ile biraz daha kafamda oturttum Füsun'u. Ama hala bir muamma onun ne yaşadığı. Yazarın amacı onun açısını anlatmak değil belki ama okurken Kemal'in yetersiz gözüyle (kendisi insan analizi konusunda hiç başarılı biri değil) hikayeyi izlemek zorunda kalmak sabır isteyen bir süreçti. Kemal ne kadar anlıyorsa okuyucu da o kadar anlıyor her şeyi. Bu bazı noktalarda sinir bozsa da duygusal bir deneyim oldu onu okumak. Sonlara doğru İstanbul'un meşhur istifçilerine yaptığı ziyaretler, ufak da olsa o insanların hikayelerine değinmesi kitapta etkilendiğim kısımlardan biriydi. Ve İstanbul tasvirleri... onun o dönemlerdeki güzelliği karşısında hayran olmamak elde değil; tabi ancak Kemal gibi zengin bir Nişantaşı çocuğuysanız bu güzellikleri görebilirdiniz.
Genel olarak fena değildi, roman bence fazla uzamış ama keyifliydi yine de. Sosyal medyada çoğunlukla kitaptan, edebiyattan konuşulduğunu görmek, insanların yorumlarını okumak, estetik açıdan çok başarılı bulduğum dizisini takip etmek gibi kolektif duyguların içine girmek de beni mutlu etti, unutmayacağım bir okuma serüveni oldu.
.
Not: Kemal'inki aşk mı? diye tartışılıyor uzun süredir. Benim fikrim Kemal'in aşık olma fikrine aşık olduğudur. Yani Füsun'un kendisine duyulan aşkı geçiyor artık onunkisi. Füsun ile beraber olmak değil ona giden yolda olmak. 8 yıl evlerine misafir olmak, onu uzaktan seyretmek. Onun aşkı buydu. Bir yorum gördüm, Kemal sanatçı olsaydı bu aşk bu kadar uzun sürmezdi diye. Katılıyorum. Kemal bir şaire, ressama dönüşseydi aşkını anlatabilseydi bütün sanatçılarda olduğu gibi aşkı sadece bir ilham perisine dönüşecekti. Ya da belki de müzesi için hep öyleydi bilemiyorum. Füsun ise kendinden ve insanlığından uzaklaştırıldı, ne hissettiği ve istediği bile sorulmadı. O yalnızca bir 'süs'tü. Kemal gibi erkekler için bu böyle ama olay aslında şu; bir kadının elinden tutmak, onu anlayabilmek, ona verdiği sözün arkasında durmak ve tabi ki dürüst olmak, içtiği 4213 sigarayı toplamaktan çok daha zor bir şey. Asıl kendini adamak da budur.