Nerden, nasıl başlasam bilemedim. Daha önce de II. Abdülhamid Han hakkında okumuştum. Ulu Hakan'ı bir kesim yere göğe sığdıramazken, bir kesim de tamamen günah keçisi ilan ediyor. Yıkılmakta olan, Sultan olduğunda kendini bir Osmanlı-Rus savaşının ortasında bulan, teknoloji ve bilim anlamında batının gerisinde kalan,en ufak bir yenilik din adamları tarafından gavur işi ilan edilen,deyim yerindeyse yetmişiki milletten ve farklı bir çok dinden oluşan,doğu-ve batı arasına sıkışmış, düşmanın iştahını kabartan, koskoca bir İmparatorluğu kendi tarzında tam 33 yıl yöneten bir adamdan bahsediyor Livaneli. Kâh sultan, kâh eş, kâh baba, kâh kardeş olarak geçirdiği,önceki tecrübelerden ötürü oldukça evhamlı geçen bir ömür. Tek derdi anlaşılamamak. Tek üzüntüsü dünyanın onu Kızıl Sultan ilan etmesi ki saltanatı boyunca sadece dört idam emrini vermiş. Abdülhamid Han'ın hâl edildikten sonra Selanik sürgünü ve orda yaşadıkları kitabın temel çıkış noktası. Bazen kızarak, bazen hayıflanarak, en çok da üzülerek okudum. Kitabın büyük bölümü kendi doktorunun hatıratından oluşuyor. Fakat Zülfü Livaneli o kadar ustalıkla kurgulayıp, harmanlamış ki kitabın içinde kaybolmamak mümkün değil. İyiki listemde var oldu.