·312 syf.····Okunma: 20 Şubat 2026 20:40 Yazar Üzerine İnceleme
Liberal düşünceyi benimseyen yazarlar denilince aklımıza ilk olarak Rousseau, John Locke ve Thomas Hobbes gelse de Thomas Paine bu ve diğer liberal yazarlara nazaran biraz daha gölgede kalmış bir şahsiyettir. Thomas Paine’i diğer liberal yazarlardan farklı kılan bazı hususlar söz konusu. Kendisi tüm yönetim haklarını Leviathan’a yani devlete verilmesini savunan Thomas Hobbes ile neredeyse tamamen zıt görüştedir. Toplumsal sözleşme olmadan önce Hobbes’a göre insan insanın kurdu iken Paine ve Locke’a göre saygı ve dayanışma söz konusuydu. Thomas Paine John Locke’un monarşi ve aristokrasi konusundaki fikirlerini paylaşsa da John Locke’tan farklı olarak iktisadi açıdan “kamu yararı” ilkesini benimser, ona göre devlet sosyal devlet (yoksullara yardım eden, çocuklara ücretsiz eğitim hakkı vs.)olmalıydı, bu yönüyle biraz daha “cumhuriyetçi” Rousseau’ya yakındı. Ancak kendisi Rousseau’dan şu konuda ayrılmaktadır, her insanın doğuştan gelen doğal hakları genel iradeye göre kısıtlanamazdı. Bunun yerine şartlı rıza, yazılı bir anayasa ve temsili demokrasiyi savunmaktaydı.
Eser Üzerine İnceleme
Eserin çevirisini akıcı ve sade buldum, gayet güzeldi. Bu eserde her ne kadar çoğu fikirde Paine ile mutabık kalsam da bazı konulardaki fikirlerine katılmadım. John Locke nasıl Yönetim Üzerine Bir İnceleme adlı eserinde monarşinin akıl dışı ve müsrif bir rejim olduğunu Robert Filmer üzerinden eleştiriyorsa kendisi de bu eleştiriyi Edmund Burke’ün Fransız İhtilali üzerine ihtilali kötüleyen eserine cevap olarak İnsan Hakları eserinde iddialarını örnekler vererek çürütmeye çalışmıştır. Thomas Paine’e göre monarşi keyfi bir idare şekliydi, ona göre ideal yönetim şekli temsili demokrasi ile yönetilen cumhuriyetti. Ancak bu yönetim şeklinde seçim sonucunda iktidara gelenler insanların doğal haklarını tanımıyorsa ve iktidar yetkilerini sınırsız şekilde kullanırlarsa bu sözde cumhuriyet denilen rejimin monarşiden bir farkı yoktu. Monarşi ve aristokrasi Paine’e göre en müsrif rejimdir. Çünkü bu rejim askeri rejimdir ve fetihlere dayanmaktadır. Bu fetihler ise ahalinin üzerine ekstra vergi yüklemektedir. İkinci husus ise monark (kral, imparator vs.) kendi rejimini güvende tutmak için kodoman takımına sürekli para vermektedir. Kendisi İngiliz sisteminin nasıl köhneleştiğini örnekler ve verilerle açıklamaktadır. İngiltere’de de her ne kadar 1688 yılında Muhteşem Devrim olsa da bu devrimin Fransız Devrimi gibi rejime yönelik bir devrim olmadığını sadece müstebit olan II.James’in yerine daha az müstebit olan Orange William’ın başa getirildiği bir devrim olduğunu söylemiştir. Ayrıca ona göre de Lordlar kamarası ve Avam kamarası kral tarafından bahşedilmiş kamaralardır, aynı şekilde İngiltere’de ilan edilen Bill of Rights’da. ideal sistemin Fransız İhtilali’nin ve Amerikan Devrimi’nin getirdiği demokratik düzenin olduğunu söylemektedir. Bu verilere bir örnek vermek gerekirse İngiltere’de beş kişilik bir ailenin devlete ödediği vergi 14 İngiliz lirası, 17 şilin, 6 peni iken Amerika’da ise sadece 1 İngiliz lirası ve 5 şilindir; Thomas Paine yine Fransız Devrimi’den sonra Fransız halkının daha az vergi ödediğini verilerle açıklamaktadır. Bunları söylerken de Amerika’daki kölelik sisteminin hâlâ devam etmesini Amerika’da gazetecilik yaparken zehir zemberek eleştirmiştir. Sonra yazar Fransız Devrimi’ni desteklemek için Fransa’ya gitmiş. Napolyon başa geçtiğinde de önce ona destek vermiş ancak zamanla müstebit olunca da desteğini geri çekmiş ve Amerika’ya dönmüştür. Ancak şunu da söylemek gerekirsek Paine her ne kadar iki devrimin olumlu yanlarından bahsetse de Fransa’nın devrimden sonra terör dönemi yaşamasını ve ABD’nin siyahilere yaptığı ayrımcılıkları gibi bazı olumsuz yanlarına değinmemiştir.