9/10
·524 syf.··
2026 2. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 22:17
İNCELEMEM SPOİLER İÇERİR! Aslında kitap incelemelerinin çoğuna baktığımda herkes Kemal'den bahsediyor evet kitapta çoğunlukla Kemal'in hislerinden düşüncelerinden Füsun ile ilgili kurduğu hayallerinden besleniyor ancak bu sayfalar dolusu hayalin hislerin davranışların Füsun'u getirdiği bir son nokta var ki çok acı. Bir veda sevişmesi olduğu anlaşılmayan gecenin sabahında bir kaç duble rakının cesaretiyle tıpkı Anna Karenina'nın kendini tren raylarına atması gibi , göğsüne direksiyon girmiş bir şekilde buluyoruz kendisini. Kemal'in Füsun'u kaybettikten sonra ancak Sibel'den ayrılabilmesi , ( çünkü Füsun ondan gitmeseydi bir yandan zeki kültürlü bir kadınla evlenip çocuklar yapıp mutlu bir aileye sahip olacağını düşünürken, diğer yandan çıtır metres hayali vardı ) , daha sonra Füsun 'u 8 yıl boyunca bizzat kendi evinde hayallerinden belki iyiye gidebilecek olan evliliğinden uzaklaştırması, hep Füsun'dan bir hamle beklemesi bu 8 yıl boyunca eşya biriktirmekten başka , yemek yiyip fanteziler üretmek Füsun'u izlemekten başka aslında kendine hatıra biriktirmekten başka hiç bir şey yapmaması Füsun 'un canına kıymasına neden olmuştur. ‎Orhan Pamuk aslında bu kitabı bir kitap ve müze hayaliyle yazdığını söylüyor. Ben ise kitapta Kemal'in kendine sanki bir hafıza inşa etmek için Füsun' u kullandığını düşünüyorum. Ve inşa ettiği bu hafızada çok mutlu olduğuna inanmak istiyor. Ancak Füsun ne düşünüyor orası pek umrunda değil. Kemal, Füsun’u bir özne olarak değil, bir “anı taşıyıcısı” olarak konumlandırıyor. Onu sevdiği için değil, onunla yaşadığı hissi sevdiği için bağlı kalıyor. ‎Orhan Pamuk 'un müzesi Kemal'in hafızası aynı şeyi ifade ediyor. ‎O yüzden Masumiyet Müzesini okurken hep Kemal'den Füsun'u dinliyoruz ama Füsun 'un kendisini pek hissedemiyoruz. Ölümünün üzerinde bile çok durulmamış olması bu kadar aşktan acı çeken yıllarca uğraşan bir adamın sevdiğinin ölümü karşısındaki en azından benim öyle olması gerektiğini düşündüğüm dehşeti elemi göremiyoruz. Hemen müze işine soyunuyor Kemal. ‎O yüzden yukarda kullandığım cümle çok önemli Kemal bu hayatta benimde anlatacak bir aşk hikayem olsun diye düşündüğü hikayesi tamamlandığı ve belki de taa en başında kurmayı düşündüğü müzede kullanacağı eşyaların çoğunu tamamlamak için Füsun'u yeterince sömürdüğü için Füsun gidince bir üzüntü göremedik. ‎İnan da neye inanmak istersen inan Kemal Füsun'a çok aşık olduğuna inanmak istedi ve öyle yaşadı. ‎Belki de Kemal’in asıl tutkusu Füsun değil, anlatılabilir bir aşk hikâyesine sahip olmak. ‎Müze'de Füsun’un değil. Kemal’in hafızasının mekânı. Bu demek değil ki Kemal antipatik bir karakter, cümlelerin şiirselliginde ben de eridim, eşyaları alışındaki titizlik ve kaygıyi hissettim hatta bazı eşyaları alırken kendimi yaaaa (gözlerim dolarak ) diyerek içten bir bağlılık hissettim Kemal in romantizmini derinden hissettiğim durumlar oldu.Bir psikolog olduğum için Kemal'e de çok kızamıyorum onu da hümanist olarak değerlendiriyorum Füsun ile mutlu bir sonu olmasını daha çok isterdim. Ama işte Kemal daha cesur olsaydı, keskinlerin evine girdiği ilk günlerde apaçık niyetini konuşsaydi Tarık bey' in hiç bir şey olmamiş tavırlarını bu kadar destekleyici bulmasaydı belki Füsun'la daha erken atilabilirdi hayata. Ya da kıskançlık fantezilerinden Füsun'u kaybetme kaygılarından beslenerek oyunculuk hayallerini baltalamasaydı daha mutlu olabilirler miydi bilmiyorum işte o zaman böyle bir roman çıkar mıydı onu da bilemiyorum, çünkü genelde mutlu sonlar romanı değil hayatı besliyor. O yüzden herşeyiyle kabul ediyorum ve hepsini anlıyorum tüm karakterleri ve yazarı
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
·
43 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.