Aslında Yalom’un yaptığı şey tam da şudur: Nietzsche’nin sert ve sarsıcı felsefesini klinik odada insan hikâyelerine dönüştürmek. Nietzsche fikir verir, Yalom ise onu yaşamın içinde ete kemiğe büründürür. Bu kitapta özellikle hissedilen Nietzsche etkileri; anın değeri, ölüm farkındalığı ve kendin olma cesaretidir.
Bu kitapta terapist, “iyileştiren uzman” değil; ölümlülük gerçeğini hastalarıyla birlikte yaşayan bir insan olarak bağ kurar. Hayatı ertelememeyi öğretir. Sorunlar çözülmeden de yaşanabileceğini gösterir; çünkü yaşam mükemmelleşince değil, fark edilince başlar. İnsan, ölüm gerçeğini inkâr ettiğinde değil, kabul ettiğinde özgürleşir.
Kitabın en sarsıcı yanı şudur: Ana karakter, Nietzsche’nin düşüncelerinde aradığı aydınlanmayı Schopenhauer’in felsefesinde bulduğunu sanır. Yalnızlaşarak kendini bulduğunu düşünür. Ancak grup terapisiyle birlikte tüm bu düşünceler altüst olur. Ölümle yüzleştiğinde ise kurduğu zihinsel savunmalar birer birer düşer ve kitap şu gerçekle son bulur:
Kişileri affedebilirsin, ama davranışlarını asla