Manevi yönden doyurucu olan bu kitap, yazarla tanışmama vesile olurken, bu kitabı bana hediye eden Büşra yeniden teşekkür etmek isterim. Sanırım hayatımda tam da okumam gereken bir dönemde karşıma çıktı. Bu yüzden benim için ayrı bir yeri oldu. İyi ki okudum ve inşaAllah yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım.
Kitap 11 ana başlıktan oluşuyor. Kadın ve erkeğin ayrı cinsten yaratıldıkları gerçeğini, bu farklılığın mahremiyetini ve fıtrata uygun bir yaşamın nasıl olması gerektiğini ele alıyor. İslam hukukunun Batı kültürü karşısında geri planda bırakılmaya çalışılması ve kadının değerinin farkında olması gerektiği konuları, vurucu cümlelerle anlatılmış. Ayetler ve hadislerle desteklenmesi ise anlatılanları daha derin bir tefekküre sevk ediyor.
Hiçbir haram boşuna değil. İslam dini, insanın haysiyetini ve onurunu korumayı esas alıyor. Fakat çoğu zaman dar kalıplı zihniyetlerin etkisiyle bunu bir kısıtlama olarak algılıyoruz. Oysa zinaya yaklaşmanın özgürlük olmadığı, aksine insanı farklı yönlerden esarete sürüklediği açık bir şekilde ifade ediliyor. Çalışan kadın da hür olmuyor kendi ayakları üstünde durunca başı göğe ermiyor. Bu konuda Avrupai takım sübliminal bir şekilde halka öyle güzel işledi ki, kimse farkına varamadı. Önce sanayileşme ile başlattı bu devri. Kadının çalışması İslam’da yasaklanmaz; ancak anneliğini öncelik bilmesi ve mahremiyet bilinci korunarak bir denge kurulması gerektiği anlatılıyor. Bu nokta, günümüzde çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçek olarak sunulmuş.
Tesettür konusu da kitapta oldukça etkileyici bir şekilde ele alınmış. Şahsen bilip de nefsimize söz geçiremediğimiz birçok konuda insanın törpülenmesine vesile oluyor. Ve bu sorumluluğun sadece kadına değil, erkeğe de ait olduğunu hatırlatıyor.