Hüzünlü,sisli puslu bir kitap Başındaki ön sözü ve yazarın kayboluş hikayesi oldukça hüzünlü.Irkçılığı, baskıyı,sistemin sertliğini, ötekileştirmeyi tam kalbinden anlatmış zaten.Şehrin kirliliğini "sis"ile anlatmış ama "sis"aynı zamanda baskıyı da sembolize eden bir simge.Şehrin griliği,ruhsuzluğu satırlara da ustalıkla yansıtılmış.Büyük şehirde kısa bir zamandır çalışan Uygurlu gencin monologu şeklinde ilerliyor kitap. Genç, kokulara duyarlı, sayılara vurgun . Sürekli sözcükler ile sayılar arasında bağlar kuruyor.Yalnızlık çok derin, rüyalar gerçekle iç içe giriyor,sisli bir havada,kaygan bir zemine geçiyor kitap Anlatıcı iyi bir gözlemci, etrafını ve toplumu çok iyi gözlemliyor Anlatıcı gencin içinde bulunduğu ortam ve şehirdeki insanların tutumları oldukça vicdansız, aşırı kötü.Gencin sokaklarda adres ararken yaşadıkları gördüğü muamele, iş yerindekilerin acımasız tutumları, öteki olmayı iliklerine kadar hissettiriyor.Dikkatini çeken nesneler, insanlar ve kokular onu sürekli geçmişine götürüyor ve özellikle babası ile ilgili travmalarını tetikliyor.Ailesinin akıbeti de hazin.Hikaye baştan sona karanlık. Kurduğu çok güzel cümleler var ama çok da tekrar var anlatımda.insanı oldukça düşündüren de bir kitap ama fazla karanlık geldi bana( hoş, yazarın başına gelenleri düşününce çok doğal) , boğula boğula okudum.#kitapagacidevrialemkulübü