·336 syf.····Okunma: 21 Şubat 2026 22:35 Son zamanların en popüler kitaplarından biri olan Körlük uzun süredir okumak için heyecanla beklediğim ve beklentimin çok yüksek olduğu bir eserdi.
Konusundan kısaca bahsedersem;
Her şey bir gün trafikte bir adamın aniden kör olmasıyla başlıyor. Gözünde en ufak bir sağlık problemi yokken aniden kör olan bu adam göz doktoruna gidiyor ancak nedeni bir türlü bulunamıyor. Daha sonrasında göz doktoru vakanın ilginçliği karşılığında evinde kendi çapında araştırmalar yaparken aniden kör oluyor. Daha sonrasında ise bu körlük bir salgın hastalık gibi o gün ilk kör olan adamla temastaki herkesle başlayarak yayılmaya başlıyor. Sadece tek bir kişi hariç. Doktorun karısı. Bu körlük normal körlüklerden farklı olarak beyaz. İnsanlar beyaz ışık altında kör oluyor, aydınlığın körlüğü bu karanlığın değil.. Devlet körlüğün yayılmasını engellemek için tüm hasta ve enfekte olanları eski bir akıl hastanesine kapatıyor. Eser boyunca bu akıl hastanesinde yaşananları, insanlığın nasıl hayvanlaşabileceğini, kör salgının nasıl insanlığı bitirebileceğini, vahşeti en ince ayrıntısına kadar okuyoruz.
Öncelikle yazarın dili hakkında şunu söylemek istiyorum ki zor ama çabuk alışılan bir dil. Bunun sebebi yazarın garip bir tarzı olması ve noktalama işaretlerinden sadece virgül ve nokta kullanarak düz yazı gibi kitabı yazmış olması. İlk başlarda bunu bilmeme rağmen biraz alışmada zorluk çekim (ilk 10 sayfa ama max). Satır başı çok az, tırnak işareti yok.. ancak konu ve yazarın dili kitaba beni çekti ve bu duruma hemen alıştım , hiç gözüme batmadı ilerleyen kısımlarda.
Kitap bana göre çok hızlı başladı. İlk 100 sayfayı tek oturuşta okudum ve çok heyecanlı geldi. Resmen bir distopya kitabıydı ve beni içine çekti. Daha sonrasında akıl hastanesin kapatıldıkları kısımdan sonra olaylar yavaş yavaş durulmaya başladı ve tekrarlanmaya başladı gibi geldi. Orta kısımları yavaş okudum. Sıkmadı ama çok da başları gibi akıp gitmedi. Bunun sebebi olayların vahşileşmesi, tecavüz kısımlarının kan dondurucu boyutta olması olabilir. Çok karanlık kısımlardı. Sonlarında ise biraz daha hızlandı, dünyanın bitişini görmeleri, insanlığın yok olduğu kısımların detaylı anlatımı beni etkiledi. Başları kadar yine içine çekmedi ve heyecanlandırmadı ama yine de güzeldi.
Karakterlerin her biri bambaşkaydı ve bambaşka olayları aktarıyorlardı bize. Doktorun karısına hayran kalmakla birlikte en sevdiğim karakterler arasına girdi. Sadece bu kadar iyi yüreklilik , bu koşullarda nasıl korunabildi diye sorguladım çoğu yerde çünkü o kısımlar biraz abartı ve gerçek dışı geldi. Yaşadığı şeylerin ağırlığı ve dehşetine rağmen hep iyi olma çabası ve melek gibi tavırları abartıydı. Ona rağmen kocasına olan bağlılığı, kör olmayan tek kişi olmasına rağmen onunla karantinaya girmesi ve her koşulda , kocası ne yaparsa yapsın kocasının yanında olması , affetmesi gerçek aşkı ve bağlılığı güzel aktarmıştı.
Bu karakter dışında siyah gözlüklü kızı da çok sevdim. Önyargılı olunabilecek biriyken bence kitaptaki en iyi yürekli , saf ve cesur karakterlerden biriydi. Şaşı çocuğa olan sevgisi çoğu yerde ondan beklenilmeyecek bir durum olduğu için beni şaşırttı ve karaktere sıcak bir bağ hissetmeme sebep oldu. Yaşlı adamla olan diyalogları sadece bazı noktalarda rahatsız etti ve bu sevgi mi yoksa psikolojik sorun sonucu doğan bir olay mı anlamlandıramadım.
Karantinada kalan her karakterin birbiriyle olan bağlantısı, içerde birbirlerine olan tavırları ve destek oluşları çok güzel aktarılmıştı. Güzel bir ekipti baş ekip.
Onun dışında gerçekten yazar vahşeti, insanlığın nasıl bitebileceğini, dünyanın nasıl bir anda kaosa dönebileceğini, insanların ne kadar kötüleşebileceğini çok güzel aktarmıştı. İnsanların birbirlerini ezmeleri, yaşamak için gerçek anlamda gözlerini kör etmeleri , vahşetleri, beni çok etkiledi. Özellikle körlüğün insanı nasıl bebekten farksız savunmasız yapabileceği ve yemek uğruna herkesin birbirini ezip geçmesi, insani duyguların nasıl bir anda yok olacağını okurken tüylerim diken diken oldu. Tecavüz sahneleri, akıl hastanesindeki askerlerin körlere olan tavırları ve acımasızlıkları, insanların temel ihtiyaçlarını bile tek başına karşılayamacak durumda olmaları nedeniyle dünyanın pislik yuvasına dönüşü, yemek diye bir şeyin kalmayışı... çok çok feciydi.
Yazarın vermek istediği mesaj da çok güzeldi. Aslında hepimiz görmemize rağmen körüz, görmenin körlüğü gibi bir şey bu demek istiyordu.
Birçok mesaj vardı.
Basit bir işlevimiz yitirilmesiyle dünyanın nasıl felakete sürüklenebileceğini okuttu bize yazarımız. Bir insanın nasıl hayvanlaşabileceğini gösterdi.
Aslında gerçek insanlığı körken görebileceğimizi gösterdi.
Genel olarak etkileyici ve güzel bir eserdi. Bence zorunlu tutulmalı ve herkes okumalı. Evet çok vahşet içeriyor ama asıl tema nedeniyle bu gerekiyor belki de. O vahşeti okumalı ve yaşamalıyız ki mesajı alabilelim, görebilelim.