·392 syf.····Okunma: 22 Şubat 2026 18:10 Kitap, Ege kıyılarında bir kasabada, insan kaçakçılığı yapan Ahad ve oğlu Gaza’nın hikayesini anlatır. Gaza, mültecilerin tutulduğu bir depoda, bir gardiyan gibi büyütülür. Babasının ona yaşattığı psikolojik ve fiziksel şiddet, Gaza'yı zamanla bir canavara, ardından bir filozofa ve nihayetinde kendi cehennemini yaratan bir adama dönüştürür.
Sadece bir suç hikayesi değil, bir çocuğun, babası tarafından temsil edilen sistemin dişlileri arasında öğütülme hikayesidir. Gaza, annesinin ölümüyle zincirlerini kırana kadar bu sistemin kölesidir. Ancak özgürlüğünü kazandığında, artık elinde sadece yıkıntılar ve "daha fazla" acı kalmıştır. Kitap, insanın bir "sayı" ya da "eşya" haline getirildiği modern dünyada, vicdanın nasıl adım adım çürüdüğünü belgeleyen bir insanlık suçları günlüğüdür.
Gaza bir suçlu değil, bir sonuçtu. Dokuz yaşında bir çocuğun, babası Ahad gibi bir figürün elinde insan deposu bekçiliği yapması, onun seçim şansını elinden alıyor.
Ama ben onu affediyorum. Gaza’nın trajedisi, kötülüğe doğuştan yatkın olması değil; kötülüğün ona tek yaşam biçimi olarak dayatılmasıdır. O, insanlığını kaybetmeden önce çocukluğunu bir beton çukurda bırakmıştır.
İyiliğin de kötülüğün de sınırı yoktur. Kitap boyunca Gaza’nın her bir "daha" deyişi, bizi bir alt seviyeye indiriyor.
İnsan ruhu durağan değildir; ya yukarı ya aşağı doğru akar. Günday bu kitapta, medeniyetin ince bir cila olduğunu ve bu cila kazındığında altından çıkan "daha fazla şiddet, daha fazla güç, daha fazla nefret" arzusunun sonu olmadığını kanıtlıyor.
Kitabın büyük bir bölümünün geçtiği depo sadece mültecilerin tutulduğu bir yer değil; Gaza’nın çocukluğunun gömüldüğü bir mezardı.
Fiziksel olarak oradan çıksa bile, Gaza zihninde hep o deponun karanlığını taşıyor. Bir çocuğun oyun oynaması gereken yaşta, insan cesetleriyle ve çaresizlikle o dar alanda hapsolması, onun ruhsal büyümesini durdurdu. O depo, Gaza’nın dış dünyaya bakışını belirleyen bir mercek haline geldi: Dünya, aslında duvarları olmayan dev bir depodur.
Günday kitaplarında en sevdiğim şey toplumsal gerçeklik. Ege kıyılarında, sınır boylarında her gün yaşanan bu trajediler Günday’ın kurgusundan çok daha fazlası.
Her şey gerçekten de zıddıyla vardır. İyilik de zıddı olan kötülükle vardır. Yani bu anlatılar eve hayatımızın bir parçası. Dünya sadece pembe bir yer değil, Gaza gibi "kaybedilen" çocuklar bu dengenin karanlık kefesinde duruyor. Hakan Günday, okuyucuyu sadece üzülmekten çıkarıp, dünyanın bu çiğ gerçeğine karşı bir farkındalığa itiyor. Her açıdan muazzam bir kitaptı.