Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Bu kitabı gerçekten bir masal dinler gibi okudum. Masalsı ve destansı anlatımın altında çok tanıdık bir soru var: Güçlü olan azınlık mı daha tehlikelidir, yoksa sayıca çok ama dağınık ve bilinçsiz bir çoğunluk mu? Filler sayıca az ama örgütlü, planlı ve ne yaptığını bilen bir iktidarı temsil ediyor. Karıncalar ise sayıca üstün olmalarına rağmen bölünmüş, korkutulmuş ve sindirilmiş bir topluluğu. Buradaki güç farkı yalnızca fiziksel değil; asıl mesele zihinsel üstünlük ve bilinç kontrolü.
Filler karıncaları sadece çalıştırmıyor, onları kendi düzenlerinin devamı için bir araca dönüştürüyor. Bu durum ister istemez günümüz dünyasını düşündürüyor. Azınlık bir zengin kesim, çoğunluk bir emekçi kitle… Üreten ama ürettiğine yabancı kalan insanlar… Kitaptaki karıncalar da çalışıyor, eziyet çekiyor, aç kalıyor ama düzeni sorgulayacak bilince ulaşamıyor. Çünkü baskı yalnızca zorla değil, psikolojik yollarla kuruluyor. Korku üretiliyor, sessizlik normalleştiriliyor ve zamanla karıncalar kendi güçlerinin farkını unutuyor.
Beni en çok etkileyen noktalardan biri karıncaların bir bütün olamamasıydı. Filler onları renklerine göre ayırıyor, aralarına casuslar yerleştiriyor, küçük gruplara ayrıcalıklar tanıyor. Özellikle bazı karınca topluluklarına verilen imtiyazlar onları sisteme daha da bağımlı hale getiriyor. Ödüllerle, küçük haklarla, sahte üstünlük duygusuyla kandırılan karıncalar kendi türlerine karşı kullanılıyor. Böylece filler herkesi doğrudan ezmek zorunda kalmıyor; karıncayı karıncaya kırdırıyor. Açlık, korku ve güvensizlik öyle bir noktaya geliyor ki yiyecek için bile birbirlerine düşüyorlar. Bu artık fiziksel bir ezilme değil, zihinsel ve ahlaki bir çöküş. Baskı içselleştiriliyor, şiddet sıradanlaşıyor.
Karıncalar ses çıkarmadıkça sessizlik büyüyor, sessizlik büyüdükçe filler daha da gürleşiyor. Bu döngü içinde en tehlikeli şey korkunun normalleşmesi. İnsan – ya da karınca – uzun süre baskı altında kalınca kendi durumunu olağan kabul etmeye başlıyor. İşte tam bu noktada Kırmızı Sakallı Topal Karınca devreye giriyor. Onun gücü kaslarında değil, sabrında ve stratejisinde. Doğru zamanı bekliyor, plan yapıyor ve dağınık bilinci toparlıyor. Kitabın bana söylediği şey şu oldu: Önemli olan sadece düşünmek değil, doğru ve bilinçli düşünmek. Bir kişi uyanırsa, başkalarını da uyandırabilir.
Evet, kitabın sonu biraz masalsı ve umutlu. Gerçek hayatta ezilen çoğunluğun birleşip düzeni değiştirmesi kolay değil. Tarihte örnekleri var ama çoğu sancılı ve uzun süreçlerin ürünü. Yaşar Kemal burada bir tarih anlatmıyor; bir ihtimal anlatıyor. Ezilenlerin sayısı değil, bilinci belirleyicidir diyor. Filler güçlü olduğu için değil, karıncalar bölünmüş olduğu için hükmediyor. Ve belki de asıl mesele tam olarak bu: Parçalanmış bir çoğunluk her zaman örgütlü bir azınlığa yenilir mi?