Hikâye; sınıfsal değişim, kimlik arayışı ve insanın kendi iç sesiyle mücadelesi üzerine kurulu. Güç, statü ve konforun vicdan üzerindeki etkisi sorgulanıyor. Romanın asıl meselesi şu: İnsan geldiği yeri unutursa neyi kaybeder?
Dil sade ve akıcı. Abartıdan uzak ama psikolojik derinliği güçlü. Okuru yormadan düşündüren bir anlatımı var.
Mücadele eden, bulunduğu yerde değişim yaratmaya çalışan herkes için bu kitap bir iç muhasebe metni niteliğinde.
Çünkü en temel soru hep aynı:
Bulunduğumuz yer bizi mi dönüştürüyor, yoksa biz mi bulunduğumuz yeri?