Şerafettin Pektaş’ın eseri, Türkiye’de 1980’den bu yana emeğin ve örgütlü toplumun nasıl sistematik bir tasfiyeye uğradığını çarpıcı bir netlikle ortaya koyuyor. Dışarıdan bakan bir göz için bu
Emekçiler, örgütlülüğün gelişmesine paralel olarak kendilerine güvenleri artarken, ekonomik-toplumsal yaşamı etkileyebileceklerini ve bunu sağlamanın yolunun da her alanda demokratik örgütlenmeden geçtiğini yaşayarak öğrenmişlerdir. Bu nedenle işçilerin özgürleşme mücadelesinde sendikanın kendisi de bir özgürleşme aracı olmalıdır. Bireyler özgürlüklerini katılım içinde ve katılım aracılığıyla sağlayacaklarına göre, sendika, işçilerin politik yabancılaşmayı kırdıkları, yani kendi kendilerini birlikte yönettikleri bir araca dönüşmelidir. Siyasi güç, sınıf mücadelelerinin asli bir öğesi olduğuna göre, sendika bir politik mücadele aracı olmalıdır. Üretimi örgütleme hakkı siyasi güce dayalı bir egemenlik ilişkisi olduğuna göre, sendika emek sürecindeki bu özgürlük ihlaline karşı çıkış aracı işlevini görmelidir. İşçi sınıfı insani gereksinimlerini rekabet içerisinde karşılamaya zorlanırken, sendika, işçiler arasındaki ilişkileri dayanışmacı bir ideoloji ve pratik ile insanileştiren, insanileşmiş ilişkilerin olanaklılığını kanıtlayan bir mücadele aracı olmalıdır. Ancak, bölüşüm çatışması sadece asli bölüşüm ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda tali bölüşümü de kapsadığına göre, sendika fiyat politikaları, mali veya parasal politikalar ve KİT'lerin özelleştirilmesine karşı da kavga vermelidir.