Şerafettin Pektaş’ın eseri, Türkiye’de 1980’den bu yana emeğin ve örgütlü toplumun nasıl sistematik bir tasfiyeye uğradığını çarpıcı bir netlikle ortaya koyuyor. Dışarıdan bakan bir göz için bu kitap, sadece bir ekonomi tarihi kronolojisi değil; sermayenin işçi sınıfına karşı kazandığı zaferlerin ve işçi sınıfının mevzi kayıplarının anatomisidir.
Bir sendikacı olarak bu yıkım tablosunu okuduğumda gördüğüm şey, neo-liberalizmin sadece fabrikaları değil, bizzat dayanışma kültürünü hedef aldığıdır. Pektaş; özelleştirmeleri, güvencesizleştirmeyi ve taşeronlaştırmayı anlatırken aslında işçinin işçiye düşman edildiği, rekabetçi bir hayatta kalma girdabını tarif ediyor.
Kitaptan Sendikal Mücadeleye Kalan Üç Temel Ders:
**Sendika Sadece Ücret Pazarlığı Yeri Değildir: Pektaş’ın analizleri, sömürünün sadece fabrikadaki mesaiyle sınırlı olmadığını; vergi politikaları, zamlar ve özelleştirmelerle (tali bölüşüm alanında) sürdüğünü kanıtlıyor. O halde sendika, sadece TİS masasına sıkışamaz; iktidarın tüm ekonomi politikalarına karşı politik bir mücadele aracı olmak zorundadır.
**Yabancılaşmayı Kırma Alanı:Neo-liberalizm işçiyi apolitikleştirdi. Sendikalar, işçinin sadece aidat ödediği bürokratik yapılar olmaktan çıkmalı; işçinin kendi kaderi hakkında söz söylediği, politik yabancılaşmayı kırdığı birer özgürleşme aygıtına dönüşmelidir.
**Rekabete Karşı Sınıf Dayanışması:Sermaye işçiyi yalnızlaştırıp esnek çalışmaya zorlarken, bizim bu neo-liberal kuşatmaya vereceğimiz tek yanıt, fabrikalarda ve havzalarda dayanışmacı bir pratikle insanileşmiş ilişkileri yeniden kurmaktır.
Sonuç
Dışarıdan bakıldığında bu kitap bir "yıkım" hikayesi gibi görünebilir. Ancak içeriden, mücadelenin içinden bakan bizler için Pektaş’ın çalışması, düşmanın stratejisini deşifre eden bir kılavuzdur. Türkiye
Hikâye; sınıfsal değişim, kimlik arayışı ve insanın kendi iç sesiyle mücadelesi üzerine kurulu. Güç, statü ve konforun vicdan üzerindeki etkisi sorgulanıyor. Romanın asıl meselesi şu: İnsan geldiği yeri unutursa neyi kaybeder?
Dil sade ve akıcı. Abartıdan uzak ama psikolojik derinliği güçlü. Okuru yormadan düşündüren bir anlatımı var.
Mücadele eden, bulunduğu yerde değişim yaratmaya çalışan herkes için bu kitap bir iç muhasebe metni niteliğinde.
Çünkü en temel soru hep aynı:
Bulunduğumuz yer bizi mi dönüştürüyor, yoksa biz mi bulunduğumuz yeri?
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518bin okunma
Ahmed Arif'in şiirlerinde kaybolmak... Şiir sevemeyen insanların başlangıç kitabı kesinlikle olmalı. Fondan güzel bir müzik evde bağıra bağıra şiirleri okumak. Geç keşfettiğim mükemmel bir aktivite.
Japon kültürünü ve edebiyatını tanımam adına çok güzel bir başlangıç kitabı oldu. japon tarihinde geçmişe yolculuk yaptıracak bir kitap. Yeni bir okyanus keşfettim. Japon edebiyatı....
Homosapiens'in yakın gelecekte evrilmek üzere olduğu yeni akrabalarımız olacak olan homodeusun gelişimi oldukça heyecanlanmamak elde değil. O günleri görebilmeyi çok isterim. Düşüncesi bile haz veriyor.