"Sendikalara verilen aşırı yasal yetkilerin yanında topluma karşı sorumluluklarını düzenleyen hükümlerin eksikliği, her türlü yasa dışı hareketlerde sendikalara yasa dışı davranışlara mani olma objektif sorumluluğunun tanınması, sendika enflasyonuna neden olan hükümlerin ayıklanması ve sendika aidatının işveren tarafından ücretlerden kesilerek sendikaya ödenmesi sisteminin değiştirilmesi gereği, dayanışma aidatının sebep olduğu uyuşmazlıkların bertaraf edilmesi, uzlaştırma müessesesinin ıslah edilmesi, devlet, üst işveren ve işçi kuruluşları arasında diyalog kurulması ve sürdürülmesi, ücret ve toplu sözleşme politikası eksikliği gibi ülke ekonomisini ve çalışma barışını tehdit eden, sorunlar hâla çözüm beklemektedir."
AKP Hükümetlerinin özelleştirmeci çizgisi, piyasaya duyulan güven doğrultusunda sürdürülmüş ve sağlık hizmetlerinin sunumunda özelleştirme ve özel sağlık sigortası uygulamaları kabul görmüştür.
.
.
.
12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra kurulan 3. AKP Hükümeti programının okunması sırasında Başbakan R. Tayyip Erdoğan “Sağlıkta dönüşüm programının baş aktörü sağlık çalışanlarıdır” ifadesini kullanmış, Memur Sen Konfederasyonuna bağlı Sağlık Sen Başbakanın bu ifadesini kendi yayın organında “Başbakandan Sağlık Çalışanlarına Övgü” başlığıyla vermiştir.
Bu süreçte Sağlık Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılarak sağlık hizmeti üreten bir kurum olmaktan çıkarılması, Bakanlığın yalnızca politika belirleyen, koordinasyon sağlayan ve “sağlık piyasası”nı denetleyen ve düzenleyen bir kuruma dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç ise, kamunun neo-liberal eksende yeniden yapılandırılmasıyla da uyumludur.
Sağlık çalışanlarının örgütlü bulunduğu Türk Tabipler Birliği Mart 2009’daki bir duyurusunda GSS konusundaki endişelerini dile getirmiş ve şu sözlere yer vermiştir:
“...[Vatandaşlarımız] GSS primini ödeyemediği için hem kendisi hem de bakmakla yükümlü olduğu ailesinin sağlık hakkı yok oluyor. GSS kapsamındaki yurttaşlarımız ise her geçen gün yeni kısıtlamalarla karşılaşıyor; gittikleri hastanelerde yeni katılım payları yeni ilave ücretleri ödemek zorunda kalıyorlar. Hükümet ve Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Dönüşüm Programını ısrar ediyor. Bu ısrarın sonucunda hekimlere, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet günden güne artıyor, ‘paran kadar sağlık’ anlayışı yerleştiriliyor; hastaneler ticarethaneye, sağlık çalışanları taşeron şirket personeline, hastalar müşteriye dönüştürülmeye çalışılıyor. Hekime kesintisiz mecburi hizmet, bütün sağlık çalışanlarına emekliliğe yansımayan belirsiz ücret,
Bu eğilimle, sağlık hizmetlerinin metalaşması ya da doğrudan sermaye denetimine tabi olması, bu alanda önemli bir sermaye birikimine yol açmıştır. Sağlık sektörünün uluslararası ekonomiye giderek artan oranda dikey ve yatay eklemlenmesi, sağlık emek gücünün piyasaya entegrasyonunda kolaylaştırıcı olmuştur. Bugün, dünyada uluslararası ticaretin yaklaşık beşte birini hizmet sektörü oluşturmakta olup, bunun içinde sağlık sektörü en hızlı büyüyen sektör olarak kabul edilmektedir. Örneğin, sağlık alanında son yirmi yılda doğrudan yabancı sermaye yatırımı 20 kat artarak, 27 trilyon dolara ulaşmıştır. Güney Avrupa ülkelerinde mevcut özel yataklar kâr getirici özel şirketlerin ortaya çıkmasıyla hastane gelirlerinin yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Böylesi bir ticarileşme; ileri tıbbi teknolojinin kullanılmasına ve geri teknolojilerin merkez kapitalist ülkelerden çevre ülkeye yoğun olarak transfer edilmesine ve sağlık hizmetlerinin bu teknolojiyi tüketecek şekilde yapılandırılmasına yol açmıştır. Bu gelişmelerle, uzmanlaşmış sağlık hizmetleri merkez ülkelerden çevreye ihraç edilir olmuştur. Çokuluslu ve çok ortaklı şirketler; öncelikle hastaneler olmak üzere tıp merkezleri, evde bakım merkezleri, zincir eczaneler ve özel sağlık sigorta şirketleri kurmaya başlamıştır. Sağlık emek gücü daha çok kent merkezlerinde ve hastanelerde çalışmakta, özel hastanelerin büyük bölümü sermayenin yoğun olarak biriktiği büyük kentlerde kurulmaya devam etmektedir. Öte yandan sağlık alanındaki ileri ve yoğun teknolojinin kullanımı ve bilimsel gelişmeler sağlık alanındaki ticarileşmeyle birlikte, bu piyasada rekabet edebilecek nitelikli sağlık emek gücüne olan talebi artırmıştır. Bu nedenle, sağlıkçıların uzmanlık, hatta uzmanlık üstü eğitim almaları, mezuniyet sonrası sürekli sertifika ve kurs
Kapitalist sınıfın sermaye birikimi sağlamasının birinci yolu emek sömürüsü ise, ikinci yolu kamuya ait mülk ve hizmetlerin özel sektöre devredilmesidir.
Sermaye, bir taraftan ait olduğu ülkedeki emek gücünü, üretimin başka ülkelere kaydırılarak işsiz kalmalarıyla tehdit ederken, diğer taraftan emek gücü mücadelesinin düşük yoğunluklu ya da hiç olmadığı alanlarda azami kâr oranlarını elde edebilmektedir. Bu bağlamda, kapitalist üretimin işçi sınıfı mücadelesinin zayıf olduğu bölgelere aktarılmasının anlamı ise, emperyalist sermayenin yönünün, ‘istikrar’ın devamlı olduğu alanlara doğru olacaktır. ‘İstikrar’ kavramıyla, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan söylem biçimi ise, işçi sınıfının uslu çocuk olması ve devrimci işçi sendikal oluşumların önüne geçilerek işçi sınıfının pasifize edilmesidir.