Herkese merhabaa! :)
Ara ara okumalarımın arasına Lacivert Klasiklerden sıkıştıracağımı söylemiştim daha önce. Bu ay seçtiğim klasik ise Jack London ’ın kaleminden Kahekili'nin Kemikleri oldu.
Kitabın içinde iki farklı öykü var.
İlki, Ah Kim’in Gözyaşları…
Hawaii’de çalışmaya başladıktan sonra refah seviyesi artan Çinli bir işadamı üzerinden anlatılan hikâye; o dönemin Çin ve Hawaii kültürüne, sömürge baskısına ve yavaş yavaş kabul görmeye başlanan feminizm kavramı ve mücadelesine değiniyor.
Diğeri ise kitaba da adını veren Kahekili’nin Kemikleri adlı öyküydü. Bu öykü ise Hawaii’nin başka bir yönünü, daha manevî bir taraftanı görmemizi sağlıyor. Bir Hawaii şefi ve yerlisi arasında geçen, Kahekili’nin kemiklerinin çalınmasıyla ilgili yaptıkları sohbet üzerinden, sömürgeciliğin yerli kültürlere verdiği zarara ve “medeniyet” kisvesi altında yapılan kültürel gaspa dikkat çekiyor. Aynı zamanda güç ve kimliğin her dönemde fazlasıyla önem arz ettiğini görmemizi sağlıyor.
Kahekili’nin Kemikleri; derin, çarpıcı ve büyüleyici bir atmosfere sahipti ama biraz ağır ilerliyordu. Anlayabilmek de biraz zordu doğrusu. Yani, öyle kısacık bir kitap olmasına aldanmayın -benim gibi- zorlayıcı bir dili vardı.
Ama Jack London’ın o hemen hemen her kitabında hissettiğim özgürlük ve başka uygarlıklara keşfe çıkıyormuş hissi veren tarzını seviyorum. Bu kitabını da severek okudum. Bir şansı hak ediyor bence. ;)