Puan vermedi·128 syf.····Okunma: 23 Şubat 2026 00:00 İlahiyat gözlüğüyle Gazzali, mühendis gözlüğüyle Gazzali... Bu adam acayip bir adam.
Bu dönem aldığım Tasavvuf ve Din Psikolojisi derslerinin uygulama kılavuzu gibi bir adam benim zihnimde. Teoride bildiğimiz nefs-i emmare kavramının gündelik hayatta, soframızda ve arzularımızda nasıl ete kemiğe büründüğünü bizzat Gazzali’nin kaleminden okumak olayları yerinde tespit gibi bir his. Onun dışında mühendis gözüyle de özellikle bu iki meseleye yazdıklarına şöyle bakacağım; Bir sistemin verimli çalışması için girdi kontrolü şart. Öyle her bişeyi yemekle aklen ruhen bedenen sağlıklı kalmak diye bir şey yok. Gazzali’nin mideyi dizginleme tavsiyelerini, ruhsal bir sistemin optimizasyonu olarak görüyorum. Gereksiz veri (yani gereksiz gıda) sistemi yavaşlatır, kalbin(yani işlemcinin) nurunu(hızını-verimini her şey olabilir) azaltır.
Bence reçete basit gel gelelim bu asla ama aslaaaaaa böyle yaşanmıyor. Ya burada bana öyle bir söz hakkı doğuyor ki ufff neler neler yazarım. Hele hele ramazanda. Ama ne dersem diyeyim herkes bildiğini okudu-okuyor-okuyacak. Artık kimse benim dediklerime ikna olmadı ise de ben oldum bunun değişmeyeceğine, en azından benim dememle. Söylediğim şeyi uygulamasam o yüzden tesiri yok derdim, yok bu böyle bir şey değil, tamamen bazılarımızın nefsi bazılarımızdan farklı işliyor. Bir öncelik meselesi diyorum. Yoksa kınarım dağnarım yargılarım. Bu kadar yemek bu kadar israf akıl karı gelmiyor. Elimde değil. Bir tabak çorba ile doyabilecek bir mideye bu kadar zulum vallahi akıl karı gelmiyor, ayrıca hepsini ben yemişim gibi de zor geliyor. Ramazandan umulan şey olmuyor, görüyorum, nasıl olsun? Bu sofralarla bu halle nasıl olsun? Şu israfın dolup taşan sofraların yanında orucu uykuyla geçirenler daha masum geliyor. Bu bir kıyas asla güzelleme yapmıyorum. Ve bu arada. her ne kadar öyle böyle desem de ben şurada yazanları teraziye koyunca kendimden de utandım. Kendimi temize çıkarmıyorum. Zaman ne kadar kıymetli gördükten sonra bir lokmayı çiğnerken kaybettiği zamandan dolayı çiğnemeden yutan alimler. Tamam böyle yapın denmiyor bize ben de demiyorum da. Yani bizim yaşadığımız ne onu da bilemedim. Bu konuda fikrim hep çok net olmuştur. Bazen bazı sofralara katlananmam. O derece. Ya o kadar şeyi sofranıza dizemezsiniz. Yenir yenir yenmezse bilmem ne diyemezsiniz. Bunun olduğunu sandığınız şeyle ilgisi yok. Yoksa misafirperverlik yok yemek vermekler. Bu bu mudur yani? Kastedilen bu muydu? Valla bazı şeyleri çok merak ediyorum. şahsen önce kendi akıbetimi merak etmem lazım ama ben hiçbir şeyden emin değilim ki, ödüm kopuyor her şeyden. Emin emin konuşanları çok merak ediyorum, tanrı misafiri kavramıyla şu misafir israfını karıştıranların başına ne geleceğini evet merak ediyorum. Bir yere misafirliğie gitsem, sofrada da bir tarhana çorbası olsa yemin ederim gık demem sıfır kınama ile oradan ayrılırım ayrıca da kutlarım. Aslında özünde kimsenin de bir şey diyeceğini sanmam. Bu bu evin uslubu normali der geçer herkes. Asıl normalleştirilmesi gereken şey bu sadelik. Sultan sofraları değil. Hz peygamber bunu hiç bir zaman yapmadı. Bütün her şeye sahip olabilecekken de yapmadı. Hani hep onun izindeyiz ya. Ben kimseye açlıktan ölsün demiyorum ama insanı o hale getiriyorlar. Ne desem sen kendi evinde öyle yaparsın demek şimdi çok kolay. Yapacağım tabi, yapıyorum da. Patlayana kadar yemenin, olduğunuzu sandığınız şeyler ilgisi yok, hiç yok. O yüzden bazı şeyler hissedilemiyor ve beklenildiği gibi yaşamıyor. Hayatımda bu konu kadar üzüldüğüm ikinci bir konu bence yok toplum adına. Yapabileceğim tek şey kendimle ilgili. Onun dışında kimseye bir şey yapılamaz. Hep yemekten bahsettim öbür konuda oralarda bir yerlerde. Ben bu konu ibn Sina'dan özetle üstadın risalelerde geçirdiği şu cümleleri pek severim net bulurum;
İslâm hükemasının Eflatunu ve hekimlerin şeyhi ve feylesofların üstadı, dâhî-i meşhur Ebu Ali İbn-i Sina, yalnız tıb noktasında
كُلُوا وَ اشْرَبُوا وَ لَا تُسْرِفُوا
âyetini şöyle tefsir etmiş. Demiş:
جَمَعْتُ الطِّبَّ فِى الْبَيْتَيْنِ جَمْعًا وَ حُسْنُ الْقَوْلِ ف۪ى قَصْرِ الْكَلَامِ فَقَلِّلْ اِنْ اَكَلْتَ وَ بَعْدَ اَكْلٍ تَجَنَّبْ وَ الشِّفَٓاءُ فِى الْاِنْهِضَامِ وَ لَيْسَ عَلَى النُّفُوسِ اَشَدُّ حَالًا مِنْ اِدْخَالِ الطَّعَامِ عَلَى الطَّعَامِ
Yani: "İlm-i Tıbb'ı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört-beş saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin mikdarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir."
Ramazan - 43