PutAhmet Turgut'un Şuur ve Ahlâk Serisi'nin 5. kitabı. "Şirkin ne olduğunu bilmeyen, Tevhidi de tanıyamaz." cümlesiyle karşılıyor okuru kitap. Daha ilk satırda zihnimi toparlayan, beni metnin ciddiyetine davet eden bir eşik oldu bu söz.
Bu eser benim için yalnızca bir put anlatısı değildi. Kavramların içini yeniden düşünmeye çağıran bir muhasebe metniydi. İlah, put ve şirk kavramlarının hem klasik hem de daha örtük ve gündelik hayata sirayet eden yönleriyle ele alınışı oldukça berrak ve akıcıydı. Özellikle Kur’ân-ı Kerim’in indirildiği coğrafyadaki tanrı tasavvurlarını öğrenmek, dönemin zihni arka planını görmek açısından ufuk açıcıydı. Şirkin yalnızca Allah’ı inkâr etmek değil, O’na inanmakla birlikte başka şeyleri de hayatın merkezine yerleştirmek olduğunu hatırlatması ise dikkat çekiciydi.
Putperestliğin kökenine inilen bölümler benim için ayrı bir dikkat alanıydı. Hint, Yunan, Mısır ve Mezopotamya panteonlarındaki işleyiş hakkında bilgi edinmek oldukça ilginçti. Tanrıların görev dağılımları, doğa güçleriyle ilişkilendiriliş biçimleri, insanî zaaflarla tasvir edilişleri... Hepsi, insanın tarih boyunca aşkın olanı nasıl anlamlandırmaya çalıştığını gösteriyor. Bu çeşitlilik içinde değişmeyen şey ise insanın kutsallaştırma eğilimi.
Kitabın en güçlü tarafı, meseleyi yalnızca tarihsel bir çerçevede bırakmaması. Açık ve belirgin put anlayışlarını anlatırken bir yandan da modern çağın görünmez ilahlaştırmalarına dikkat çekiyor. Güç, makam, ideoloji, para, hatta insanın kendi nefsini mutlaklaştırması. Okudukça şunu fark ettim: Şirk, geçmişte kalmış bir inanç biçimi değil, her çağda biçim değiştirerek varlığını sürdüren bir sapma ihtimali.
Benim için oldukça bilgilendirici ve akıcı bir okuma oldu. Kavramları berraklaştıran, zihni tazeleyen ve insanı kendi hayatındaki merkezi yeniden sorgulamaya davet eden bir eser. Tevhidi anlamak için önce şirki tanımak gerektiğini daha derinden idrak ettim..