-Arif Bey, California'da, San Francisco şehrini ziyaret ettiğim zaman oradaki arkadaşım beni Golden Gate Park'ına götürdü. O Park'ta bir Japon Bahçesi var. İkinci Dünya Savaşı'nda o civarda oturan Japonları Amerikan Hükümeti toplamış Amerika'nın çöllük bir bölgesine sürgün etmiş. Savaş bittikten sonra, sürülen Japon aileleri yeniden San Francisco şehrine geri dönmüşler. Şehir yönetimi Japon kökenli bu insanların gönlünü almak için onlara Golden Gate Park'ında Japon Bahçesi yapmak üzere bir yer vermiş.
Arif Bey, sözümü keserek, Amerikalıların neden Japon kökenli insanları sürgün ettiğini sordu. Benimde ayrıntılarını pek bilmediğimi, ulusal güvenlik yönünden Japon'ların San Francisco'da kalmalarını, o devirdeki siyasal otoritenin sakıncalı gördüğünü, bu yönde hâlâ birçok Japon'un Amerikan hükümetine kırgın olduğunu gazetelerden okuduğumu söyledim.
-Japon Bahçesi'ni gezerken dikkatimi en çok çeken şu oldu: Bazı bonzai ağaçlarının önüne plaketler koymuşlar. Bu plaketler, ağaçların geçmişiyle ilgili bilgiler veriyor. 'Bu ağaç, bilmem kim ailesinin geliştirdiği bir budama yöntemi ile bu hale gelmiştir' gibi. Ağaca bakıyorum, bodur bir ağaç, ama, okuduğum o plakete göre, 150 yaşını aşmış. Ağaçları budama tekniği geliştiren kimseye Japonlar büyük saygı duyuyor. Ağacın doğal olarak büyüyüp, gelişip, ulu bir ağaç olmasını önleyen ve bodur bir ağaç olarak kalmasını sağlayan kişiye üstat olarak bakıyorlar.
-Yani, Hocam, bizim anababalarımız da birer bonzai üstadı mı?
-Ve kim çocuğunu daha bodur bırakıyorsa, ona, "Vallahi bravo o anaya, babaya, öyle bir çocuk yetiştirmişler ki, çocuğun ağzından hiç laf çıkmıyor, her yerde çok hanım hanım veya paşa paşa oturuyor," gibi laflarla onları taltif ediyoruz.
-Evet, Doğan Bey, şimdi anlıyorum, ne demek istediğinizi. Bizimkiler bizi kırdaki otlar gibi özgür bırakmıyorlar. Bonzai üstadı gibi sürekli buduyorlar.
-Bence, bizim ezikliğimizin ve çekingenliğimizin kaynağı bu.-Budanmışız, yani.-Ruhumuz budanmış. Maalesef. Ama, şunu aklından çıkarma. Anababalarımız, bunu kötülük olsun diye yapmıyorlar. Onları içinde yetiştiği kültürün dünyaya bakış tarzı içinde, onlar iyi çocuk yetiştirdiklerini sanıyorlar. İyi anababa olduklarını sanıyorlar. Örneğin, çocuk merak ediyor, ulaşabildiği masa saatini alıp, içini açıyor. Ana veya baba, "Ulan utanmıyor musun, bu saati bu hale getirmeye," diye çocuğa ceza veriyor. Bu tür anababa için, saate dokunmayan çocuk yetiştirmek önemli. Başka bir anababa ise, çocuğun saatin içini açtığını görünce, "Çocuk merakını giderecek oyuncaklar istiyor, araştırmak istiyor; onun gelişmesi için bu tür oyuncaklar almamız gerek," sonucuna ulaşıyor. Bu tür anababa için ise, merak eden ve merakını gidermek üzere faal olan çocuk yetiştirmek önemli.
SavaşçıDoğan Cüceloğlu