Kitabı okurken ülkemizin günümüz haliyle kıyaslamadan edemedim. Bir yandan da ne kadar farklı yapıda bir toplum olduğumuzu düşündüm. Sanırım insan yapımız, kültürümüz, genetiğimiz farklı. Cumhuriyet devrimleriyle ne kadar çağdaş ve insanca yaşam için uğraşılsa da, 100 yıl geçmeden halimiz ortada. İnsanca yaşamak için, daha insancıl bir topluma ihtiyaç var. Bizim genetik kodumuzda üç kağıt, adam kayırma, kural tanımama, çıkıntılık ve tembellik yatıyor. Hangi dönemde, hangi dünya görüşünde olursa olsun böyle. Cumhuriyet ilanından 20 sene geçmeden sorunlar başlıyor zaten. Vatan bilinci, millet olma bilinci zedelendikçe, kuru bir gürültüden ibaret kalıyoruz. Bunun tekrardan yeşereceğine de inanmıyorum. Çünkü 90 milyonluk bir Suomimiz var. Bu kadar çok insanı ancak eğitim, kanun, kamu düzeni bir arada tutabilir. Almanya bu kadar insanla nasıl düzen tutturabilmiş sıradaki okumam bu yönde olacak gibi. Suomimizin toplum olarak değişeceğine de inanmıyorum. Bu şartlar altında kendi kişisel Suomimizi yaratmaktan başka şansımız yok. Çünkü o kırmızı çizgiyi geçeli epey oldu. Ateşe damla götürürken ölen karınca olmak istemiyorum. Daha gerçekçi bakmak gerek. Bize verilen bir tek hayat var. Ve büyük bir kısmını harcadık. Bu kitabın kişisel Suomimizi geliştirmek için ilham olacağına inanıyorum. Beyaz Zambaklar Ülkesinde