·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Şubat 2026 16:01 #BilgeKarasu#Gece#MetisYayınları#postmodern#distopik
Gece; Bilge Karasu'nun titiz yazarlığının, ele aldığı meseleleri çok boyutlu algılayıp anlatabilmesinin ürünü bir metin. Kitabın sonunda yazarın eserini 1975-1976 yılları arasında yazdığını öğreniyoruz. Ülkemizde yaşanan iç karışıklık ve darbe dönemlerini, filozofça bir ele alışla sosyolojik,psikolojik, felsefik açıdan değerlendirip meseleleri olgular üzerinden irdeleyen yazar, kendi yaşamına dair olduğunu düşündüğüm kimi kesitlere de yer veriyor eserinde. Bilge Karasu; postmodern anlatım tekniklerini de kullandığı bu çok katmanlı, çok boyutlu metninde, parçalı anlatımla, faşizmi, birey, toplum, aydın/yazar, iktidar ve iktidarın işbirlikçileri açısından kapsamlı şekilde irdeleyip ustaca anlatmış.
Bilge Karasu'nun Füsun Akatlı'ya ithaf ettiği "1991 Pegasus Edebiyat Ödülü"nü alan eseri, Turgur Uyar'ın "yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi" mısrasıyla, Jean Genet ve Hegel'in metinlerinden alınmış epigraflarla başlıyor.
Dört bölümden oluşan eser okundukça, yazarın metnini aydınların, yazarların, bilim insanlarının katledildiği bir dönemde, ölümden, yok olmaktan geriye kalacak sözün ve edebi eserin gücüyle kalıcılaşmak; dönemin yarattığı korku ikliminde, ölmekten ve yok olmaktan duyduğu tedirginliği yazdıklarıyla bertaraf etmek için yazdığını düşündüm.
Ülkemizin en karanlık dönemlerini, eserinde derin gözlemlerle ve ayrıntılı ele alışla anlatan yazar, başarıyla işin hakkından geliyor.
Bilge Karasu'nun okura zengin bir okuma imkânı sunan bu sarsıcı ve okuru çabaya davet eden metnini okumanızı öneririm.
"...İnsanlar, gitgide, istediklerine, dilediklerine inanmakla yetindiklerini, düşünüp tartmayı, ölçünmeyi, olanı biteni görmeğe çalışmayı yavaş yavaş bir yana ittiklerini daha fark etmiyorlardır belki de. Bunun farkına varmağa başladıklarında ise ortalık iyice kararmış olacak. Sabahları güneş yeniden doğar gibi olsa da, ortalık yeniden aydınlanır gibi olsa da, gecenin karanlığı bütün bütün dağılmayacak hiç."(s.31 )
"Bir anlamda,herkes düşman.Düşmanım.Düşmanımız.Ya da, günü gelince düşman olabilir. Örneğin kendi arkadaşlarımız,yandaşlarımız... İşkil,kuşku, yaşamımızın temeline koyduğumuz harç olmalı; yediğimiz ekmek, içtiğimiz su olmalı.Gene de bilmeliyiz ki bu dünyada bizi aldatmayacak üç beş kişi vardır. Her ilişkinin, her kuşkunun vurulacağı denektaşı; her eylemi, her gücü üzerinde bileyeceğimiz bileği taşı; her umudu ayakta tutacak kilit taşı birkaç kişi.Vur deyince onlar, vuracağız; öl deyince öleceğiz; yaşa deyince yaşayacağız. Bu kişiler yalnız bizi değil, bütün dünyayı ayakta tutacak.Buna inanmak, buna güvenmek zorundayız..." (s.83 )
"...Biraz gizemli, biraz şiirli bir şey göster insanlara ; unuttukları, gömdükleri duyguları, duyarlıkları, içlilikleri biraz kışkırt ; ne zamandır geride bıraktıklarına inandıkları birtakım çocukluk korkularını, kaygılarını, çekingenliklerini karıştırıp bulandır; ondan sonra da istediğini yaptır onlara. Açıkça görülecek tutarsızlıklar görülmez, ortaya çıkması istenmeyecek birtakım dolaplar, düzenler, hani biri görüverecek, söyleyecek olsa bile, iftira, karalama, çamur diye yadsınır. Böyle iftiralar eden kara çalıcılar yerden yere vurulur.Öldürülür belki de.Oysa bu adamcağızlar, bir şeylerin ardında bir şeyler görmüş, en azından sezebilmişlerdir. O kadar.
Ama beynin ödevi, her işi herkese kendi gözümüzle ( elbette, Hareket'in yönetici takımının benimsenmesine karar verdiği bu gözle bizim gerçek gözlerimizin hiçbir ilişkisi yoktur, ama bunun da bilinmemesi gerekir ) göstermek olduğu kadar, bu gözü benimsemek istemeyenleri bulup ortadan kaldırmak, ya da, ortadan kaldırmadan önce, başkalarını kendi gözlerini kullanmaktan vazgeçirmekte araç olarak kullanmak..."(s.104 )
×××××
"Gece'de anlatılan tek tek, bölük pörçük durumların, konumların, gerçek yaşamla somut ilişkisi, sürekli seziliyor satır aralarında. Okurun yakın geçmişte tanığı olduğu birçok toplumsal, tarihsel, kültürel deneyden yankılar ve metinde sözgelişi. Alışılmış tarihsel mantığın işleyişi bile sorguya çekiliyor. Ama bütün bu gerçek durumlardan soyut bir çıkarım olan yaşantı, insan umutlarıyla korkularının bütünleyici imgeleriyle dile getiriliyor."
(Tanıtım bülteninden )