Stephen King ’in bu romanı klasik iyi–kötü çatışmasından çok daha farklı bir korku sunuyor. Tanrı–şeytan savaşını seven biri olarak normalde kozmik iyilik ve kötülük temaları beni daha çok çeker; ancak bu kitapta asıl etkileyici olan şey gerçekliğin kayması ve zihnin gücüydü.Roman, korkuyu dışarıdan gelen bir tehditle değil, zihnin kırılganlığı ve belirsizlik üzerinden kuruyor. Özellikle otistik bir çocuğun merkezde olması hikâyeye ayrı bir derinlik katıyor. Zaten dünyayı karmaşık ve farklı algılayan bir zihnin, dışsal bir kötülük tarafından manipüle edilmesi fikri hem mantıklı hem de trajik. Bu durum karakteri suçlu yapmıyor; tam tersine daha savunmasız ve korunmaya muhtaç kılıyor. Belki de romanın en çarpıcı yanı bu: Kötülük güçlü olana değil, kırılgan olana sızıyor.Kitap boyunca hissedilen belirsizlik duygusu oldukça yoğun. Okur olarak sağlam bir zemine basamıyorsunuz; gerçeklik sürekli esniyor. Tanrı’nın ya da ilahi bir düzenin açıkça devreye girdiği anlatılara alışkın olanlar için bu daha rahatsız edici bir deneyim olabilir. Çünkü burada düzen garanti değil. İşte beni etkileyen de tam olarak buydu.Klasik korkudan ziyade psikolojik ve varoluşsal bir gerilim arayanlar için daha doyurucu bir metin olduğunu düşünüyorum. Stephen King bu romanda korkuyu metafizikten çok bilinç üzerinden kuruyor ve bu da hikâyeyi farklı bir yere taşıyor.
Belirsizlikten hoşlanmayanlar için zorlayıcı olabilir; ama zihnin sınırlarını kurcalayan anlatıları sevenler için oldukça çarpıcı bir deneyim.